29 Mayıs 2018 Salı

Canlıyı cansızdan ayırt eden nedir?

Hocası Platon ile birlikte Batı tarzı felsefenin iki önemli ustasından biri sayılan Aristoteles, felsefe-bilimin fizik, gökbilim, metafizik, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi çeşitli dallarında sistematik bir biçimde üretimde bulunan bir filozoftur. Aristoteles, bütün bu alanlara ilişkin daha önceki bilgileri tasnif ederek belirli bir sistem dahilinde gah eleştirerek sahiplenir, gah daha ileriki aşamalara taşır. Derslerini öğrencilerine genellikle yürürken vermesi dolayısıyla peripatetik (meşşai) bir düşünme geleneğine de yol açmış olan Aristoteles’in el-Kindi, Farabi, İbn Sina, İbn Rüşd gibi önemli isimler aracılığıyla İslam düşünce geleneğinde de epey etkin olduğunu yeri gelmişken hatırlatalım.
Ele aldığı her soru ve meseleyi büyük bir titizlik ve sistem içinde irdeleyen, ele aldığı meseleyle ilgili tüm olguları ve bu olgular hakkında daha önceden ifade edilmiş görüşleri bir araya toplayarak bunlar hakkındaki kendi görüşlerini temellendirip ifade etmeye, kendisinden önce ileri sürülen teorileri çürütmeye çalışan Aristoteles’in bu tutumundan hocası Platon’un görüşleri de kurtulamaz. Yeri geldiğinde, Platon’un düşüncelerinden ayrıldığı noktaları ifade etmekten çekinmeyen Aristoteles’in bu tutumuna en güzel örnek belki de Türkçe’ye Ruh Üzerine adıyla çevrilen eserinde Platon’un ruh göçü anlayışına yönelik yönelttiği eleştirilerdir. Platon’a göre ruh üç parçadan oluşan bir yapıdır; fakat Aristoteles, Platon’un bu görüşünü ruhun birliğini tam olarak kavrayamaması sebebiyle eleştirerek ruhun farklı parçalarından değil de farklı yetilerinden ve güçlerinden bahsetmenin daha doğru olduğunu düşünür. Ruhun bedenden bütünüyle ayrı, kendine ait bir hayatı olduğu düşüncesine soğuk olan Aristoteles madde ile form arasında kurduğu ilişkiyi ruhla beden arasında da kurarak beden ve ruh arasındaki ilişkiyi açıklama yoluna gider. Yine Metafizik eserinde kullandığı şekliyle potan-siyel (bilkuvve)- dinamik (bilfiil) ayrımlarına dayanarak söyleyecek olursak, Aristoteles’e göre ruh, bedenin edimselleşmesinden, bedende bilkuvve halde bulunan ruhsallığın bilfiilleşmesinden, açığa çıkmasından başka bir şey değildir. Bu anlatımlarıyla Aristoteles, beden ve ruhu iki ayrı töz olarak değil, tek bir tözün ayrı düşünülemeyecek ögeleri olarak görür.
En eski elyazması 10. yüzyıla, yani Aristoteles’ten yaklaşık 1300 yıl sonraya ait olan Ruh Üzerine’de ‘ruh’ konusunu bir canlılık bilimi içinde düşünür. Ruhu bedenin biçimi, fiili, yetkinliği addeden Aristoteles, “Ruh, yaşama gücüne sahip doğal bir cismin birinci yetkinliğidir” ifadesini kullanır. Bununla birlikte bu ontolojik aşama, bir olgunluk, yetkinlik mertebesi olduğu kadar, bir hazırlık aşamasıdır da. Neye hazırlık? Ruh, işe, işlemeye hazırdır. Hatta, daha doğru bir deyişle, ruh bizzat bu hazırlığın kendisidir. Bilkuvve halden bilfiil hale geçiş bir karşıttan karşıtına geçişken olgunluk mertebesinden sonraki aşama ne bir şey kaybetme ne de bir şey kazanma olarak görülebilir. Bir tür muhafazadır bu. Tohum bilkuvve, ağaç bilfiilken ağacın beslenmesi ve tohum vermesinin muhafaza olması gibi.
Ruh Üzerine doğrudan insanı ve onun psikolojisini merkeze alan bir eser değil, Aristoteles bu konulardaki düşüncelerini ahlak ve politika ile ilgili eserlerinde dile getirir; Ruh Üzerine’nin asıl konusu doğrudan doğabilim, yani canlı doğanın bilimidir. Temel soru da bu yönde gelişir: Canlıyı cansızdan ayırt eden nedir?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder