Yaklaşımıyla sadece felsefe alanında değil şiir, resim, mimarlık, teoloji vb. diğer alanlarda da kayda değer tartışmalara yol açmış 20. yüzyılın en etkili filozofu sayabileceğimiz Martin Heidegger'in özellikle Hölderlin, Stephan George gibi Alman şairlere de ilgi gösterdiği, birçok çözümlemesinde onların dizelerine atıf yaptığı, hatta zaman zaman şiirlerini kapsamlı bir şekilde kendi yaklaşımını doğruladıklarını göstermek amacıyla yorumladığı görülür. Felsefenin geleneksel söz dağarını lağvedip ona yeni bir söz dağarı kazandırmak gibi cür'etli bir düşünmeye girişen Heidegger'in bunun için de mevcut felsefi geleneği sil baştan yeniden, bu kez kendi girişimi çerçevesinde okuduğunu görürüz. Bütün "ham" bilgilerden uzaklaşarak onları rafine bir hale dönüştürmeyi amaçlayan bu cüretkâr girişimin siyasal alanda tökezlemesi ise kaçınılmazdır handiyse. Heidegger'in 1933'te Nasyonal Faşizm'le (Nazizm'le) temasına dönük değerlendirmeler buna işaret eder belki de. Yine de, bize en yakın ve en açık olanın tasvirinde en çok zorlandığımız şeyler olması gibi Heidegger de "zorluk"la okunur, "zorluğu" sever, zorlar; Heidegger'i siyasi okunuşunun ötesinde okumak gerektiği açıktır.
İbrahim Kalın'ın 2019 sonbaharında Almanya'nın Baden-Württenberg eyaletinde, Feriburg şehrine otuz kilometre mesafedeki Todnauberg köyünde, Kara Orman'ın kenarına kurulmuş Heidegger'in kulübesine yaptığı yolculuğu sadece felsefi temelli değildir. Elbette, kendi söyleyişiyle Kalın'ın oraya giderken zihninde bir dizi düşünce, kavram ve mesele vardır; ancak onun için bu ziyaret şu anlama gelir: "Heidegger'in kulübesine yolculuğumun temeli, onun düşüncesine yönelik ilgim, alakam ve ihtimamımdı. Heidegger'in düşüncesinin kulübesiyle, köyüyle, şehriyle, Kara Oman'ıyla, Almanlığı ve Avrupalılığıyla olan irtibatı da bu ilgi alakanın kurucu ve tamamlayıcı unsurları arasında yer alıyor. Kulübeyi ziyaret etmek demek, tüm bu unsurlarla da yüzleşmek demek".
Katip, ravi, şarih...
Heidegger'in düşüncesinin derinlik ve enginlik kazanmasını sağlayan şeyin Kara Orman'ın sağladığı ortam olduğunu söyleyen Kalın böylelikle "tabiatı romantize etmeden onu Varlık'ın bir tezahürü olarak görmek, Varlık sorusunun açık seçik bir şekilde ortaya konmasına yardımcı olur" demektedir. Heidegger'le birçok meseleyi müzakere ederek yer yer Nesimi, Yunus Emre, Aşık Veysel'in sohbete dahil olmasına; yer yer Heidegger'le Molla Sadra'nın baş başa konuşmasına imkan tanıyan, bu müzakere esnasında ihtiyaç hasıl oldukça mütercimlik, katiplik, ravilik, şarihlik yapan İbrahim Kalın, kitapta hem eleştiri mesafesini koruyor hem de "yargılamadan, yabancılaşmadan ve ötekileştirmeden anlamaya, öğrenmeye ve kavramaya" çalışıyor.

Heidegger ile birlikte varlık, medeniyet, teknoloji, felsefe, şiir, hakikat, özgürlük kavramlarını, bu kavramların işaret ettiği içeriğin en asli yanlarını ele alan Kalın, "Heidegger'le çıktığımız yolu önemsiyorum ama bizi götürmek istediği yer konusunda şüphelerim var" demeyi de ihmal etmiyor. Heidegger'in düşüncesini sistematikleştirmekten uzak duran Kalın bunun sebebinin Varlık'ın özü ve hakikatiyle ilgili bir durum olduğunu tasrih ediyor. Ona göre "Her sistematikleştirme çabası, her şeyi ihata eden Varlık'ın her an yeniden tecelli ve tezahür eden hakikatini sınırlı, soyut ve donuk bir kalıba sokma riskini taşır."
Eserinde Heidegger'in varlık düşüncesinin sunduğu imkanları, biz kalarak anlamaya ve anlatmaya çalışan Kalın "Risk alma pahasına Heidegger'i kendi konfor alanından alıp bizim dünyamızda bir gezintiye çıkardım. Bunu, Heidegger'in düşüncesini tarif etmeden ama kendimize de yabancılaşmadan yapmaya gayret ettim. Medeniyetle arası tüm okumalarımda yapmaya çalıştığım şey hep bu oldu" cümlelerini kuruyor.
"Heidegger'i siyasi okunuşunun ötesinde okumak gerektiği açıktır."
YanıtlaSilTada... Heidegger'in siyasi okunuşu doğrudan projesinin belkemiğini oluşturur. Heidegger'in nasyonel sosyalizm hareketine olan yaklaşımını denklemden çıkarmak onun özellikle batı ve Seinsgeschichte (var/olma/oluş-tarihi) üzerinden kurguladığı projesinin özeğini ıskalamaktır. Heidegger'i Heidegger'in hiç böyle dertleri olmamasına rağmen, ona karşı aklamaya çalışmak (tüm dünyada yapıldığı gibi) Heidegger'i değil, onunla başetmeyi de ondan kurtulmayı da beceremeyen vicdan, ahlak çığırtkanlarının ufak oyunlarının özünü yansıtır, Heideggerin felsefesinin siyasi niteliğini değil.
İbrahim Kalın'ın, bir bürokratın mevkisini, gücünü kullanarak (sıradan insana kapalı olan) kulubeye düzenlediği haç felsefe adına, ülke adına bir yüzkaralığıdır.
"yargılamadan, yabancılaşmadan ve ötekileştirmeden anlamaya, öğrenmeye ve kavramaya" -- Bu varsayımın saçmalığı, imkansızlığı, hele ki Heidegger felsefesi bağlamında absürtlüğü ortada. İbrahim kalın zaten bir "öteki" olarak oraya gitmiştir. İlkin yüksek bürokrat bir öteki olarak. Kendi eyleminin gerçekleşme bağlamının manidarlığından biidraksiz, şaşkın romantik doğulunun şaşkın hacıdır. Dücane'nin paris mezarlığı, van gogh haçları gibi. (Traji) Komik. -- krşb. üçler mezarlığı =) -- Hangi aydının üçler mezarlığına yaptığı "entellektüel" ziyareti duyduk. Halbuki... Neyse..
"Varlığın özü" -- mamma mia... Ne varlığın özü olabilir, ne de Heidegger'de böyle bir ucube laf edilmiştir.
"Sistematikleştirme çabası" -- Afedersiniz hangi sistematikleştirme? Felsefenin sonunu duyuran herşeyi yıkan ve yalnızca Sein denen şeyi yeniden anma, söze getirme gibi çok yalın kısıtlı bir düsturu olan Heidegger neyi sistematikleştirmiş de Kalın buna karşı olmuş? Saçmalık.
"Eserinde Heidegger'in varlık düşüncesinin sunduğu imkanları, biz kalarak anlamaya ve anlatmaya..." "Biz" kalarak=müslüman olmak. Kıvırmadan söyleyememek. Gelmiş geçmiş en ateist, (bilindik anlamıyla değil) filozofun felsefesini çarpıtmak, sıvamak, müphemlik ve muğlaklıklardan kendine batıdan korunmuş bir yuva biçmek, gelmiş geçmiş en "batıcı" filozoftan: ülke müslüman heideggercilerinin tümünün acınası durumu.
Yarım yamalak anlaşılmışlığı mevkisinin sağladığı ayrıcalıklı güç ile bezeyip muğlak romantize sularda yüzmek. Heidegger'in kulubesine yolculuk: mide bulandırıcılığın bürokratik tecellisi. Kağıtlara yazık.
Ancak gizli saklının devlet kurumu olan mit'in başkanı olması ve heideggerciliği tüm zavallılığı bir kenara koyulursa komik bir tesadüf olarak nitelenebilir. Yanibaşka sözle düşman bir devlet yalnızca o kitaba bakarak başkanın tüm "ruhunun" hezeyanlarını çözebilir. Bir mit başkanına yakışmayacak şekilde kendini ele vermek.
biidraksiz* biidrak olacaktı
YanıtlaSil