Martin Heidegger'in üç ünlü öğrencisinden biri olan Hans-Georg Gadamer (diğer ikisi Gerhard Krüger ve Leo Strauss'tur) daha çok Hakikat ve Yöntem kitabında geliştirdiği felsefi hermenötikle tanınır. Gadamer'in felsefi hermenötiğinin Heidegger'le açılan hermenötik ufkun devamı olduğu söylenebilir. Gadamer, felsefi hermenötiğinin temel eseri olan Hakikat ve Yöntem'de bilimselci veya romantik-klasik hermenötik yaklaşım gibi Schelermaicher'e, Diltey'e kadar uzanan anlama ve açıklama parçalarından oluşan "hermenötik daire"ye dair meseleyi ele alır. Gadamer, anlama ve yorumlamanın bir yöntem meselesine indirgenemeyeceğini, hatta yöntemin zaman zaman hakikatin önündeki en önemli engel olabileceğini söyler. Gadamer için bir metni anlayabilmek, hakikati yakalayabilmek için takip edilmesi gereken yöntemsel prosedürleri tarif eden yaklaşımların ihmal ettikleri şeyin bu metni anlayanın, bu hakikati yakalamaya çalışanın metinle kendi öznel deneyimi, kişisel özellikleri, tarihsel koşullarıdır.
Varoluşunun ontolojik şartı: Anlamak
Odağı metnin kendisinden okuyana kaydıran Gadamer'in itirazı, metnin yazarı kadar, okuyandan bağımsız bir varlığının olmadığını da vurgular. Heidegger'in "anlama"yı insan varoluşunun ontolojik şartı olarak konumlandırmasına dayanan bu itiraz sanatın doğasını da yeniden tanımlamanın imkânına kavuşur. Çünkü sanat; anlama üzerine düşünürken, okuduğumuz metinleri veya konuştuğumuz insanları, karşımızda bir metin gibi duran durumları, tabiatı anlama üzerine düşünürken neler yaşadığımızı daha iyi anlamamızı sağlayan bir olay olarak değerlendirilebilir. Sanat eseri karşımızda bir nesne olarak durmaz; konuşur. Bize bir şey "anlatmaktan" çok, bizi düşünmeye davet eder. Onun anlamı kavramlara sığmaz; ama kavramlar, onun varlığıyla yankılanmaya başlar. Tıpkı, bir müzik notasının çalındıktan sonra havada asılı kalması gibi, sanat da söylenemeyecek olanı duyulur kılar. Gadamer'e kalırsa estetik tecrübe bir oyundur, ama hafif bir oyun değildir. Bu oyun ciddidir; çünkü insanı kendisiyle, başkasıyla ve gelenekle karşı karşıya getirir.
Yasin Aktay'ın Türkçeye "Güzele Dair" adıyla özenli bir dile kazandırdığı eser Gadamer'in estetik düşüncesini hermenötik felsefenin merkezine yerleştirdiği temel metinlerden biridir. Gadamer eserinde estetik deneyimi, modern düşüncenin sıklıkla indirgediği öznel "zevk" alanının ötesine taşıyarak,hakikatle ilişkili bir tecrübe biçimi olarak ele alır. Bu kitabında felsefi hermenötiğin temel ilkelerini estetik düşünceye uygular; sanatın, anlamın açığa çıkma biçimlerinden biri olduğunu, yani hakikat tecrübesinin asli alanlarından birini oluşturduğunu ileri sürer. Gadamer'e göre sanat eseri, bir "nesne" değil, bir karşılaşmadır. Sanatın anlamı, izleyici ile eser arasındaki diyalogda ortaya çıkar. Bu, yorumun tek yönlü bir yorumlama eylemi değil, karşılıklı bir açıklanma süreci olduğu anlamına gelir. Böylece güzellik, yalnızca "hoş" ya da "beğenilen" değil, hakikatin bizde yankı bulduğu bir tecrübe alanı hâline gelir.
Gadamer geliştirdiği hermenötik estetik anlayışla, modern estetiğin öznel beğeni yargısına dayalı Kantçı mirası da eleştirir. Kant için güzellik, evrensel bir "hoşlanma" biçimidir; Gadamer içinse, güzellik "anlamın tecellisi"dir. Yani güzellik, hakikatle karşılaşmanın bir kipidir, akılla değil, katılımla anlaşılır. Kant'tan başlayarak Alman idealizmi ve modern estetik geleneğiyle hesaplaşan Gadamer, sanat eserini ne salt bir nesne ne de kavramsal bir içeriğin örneği olarak görür. Sanat eseri, ona göre, anlamın hazır kavramlar altında sınıflandırıldığı bir örnek değil; aksine, kavramların ancak onun varlığıyla harekete geçtiği ve yankılandığı bir olaydır. Bu bağlamda estetik deneyim, hayal gücü ile anlama yetisinin serbest oyunu olarak, bilgisel olduğu kadar varoluşsal bir boyut taşır.
"Heidegger'in "anlama"yı insan varoluşunun ontolojik şartı olarak konumlandırmasına"...
YanıtlaSilHeidegger'de "ontoloji" yoktur. Onto sözünün şimdiki zaman ortacı olmasından (olan-loji vs. olur-loji, olmuş-loji gibi gibi), olmaklığın olanlık (essentia) kuyumuyla (presence -- türkçesi de arapçası da yok bu sözün) presence üzerinden ele alınmasından dolayı özellikle ontoloji terimine de, ontolojiyle yapılagelene de eleştirel yaklaşır. Eleştirisinde de haklı sayılır.
"But: to bring being into words means something altogether different from erecting and disseminating an “ontology.” --kara defter 2/48
Bu bağlamda Heidegger'de ne bir ontolojik şart vardır, ne de "anlamak" insan "varoluşunun" (existenz -- içindeki sistereyi duyarak varoluş değil varduruş olarak çevrilebilir, yani existence'i varoluş diye, existentializmi varoluşçuluk diye çevirmek 80 yıldır süren bir yanlıştır) "şartıdır". Böyle bi şart da yoktur. Böyle şartlar bilimlerde vardır. "The essence of Dasein lies in its existence" -- Dikkat edilirse "is" in its existence değil "lies" in its existence denilmektedir.
Bu yüzden Heidegger'in açtığı hermeneutik ufukla Gadamer'in projesinin yakından uzaktan alakası yoktur. Bu Hedegger'in radikalliğinin sözgelimi çarpıtılmasıdır. Sartre'ın da başka bir şekilde yaptığı gibi. (Radikal projesi savunulmamakta burada) Gadamer de hocasını hep hayal kırıklığı uğratmış görünüyor. Anlamak sanıldığı gibi ya da Gadamer'de değindiniz tınıda işlemiyor Heidegger'de.
"Unavoidable above all: a sufficient even if one-sided clarification of being, and not merely an understanding of being." -kara defter 2/173
Kısacası: Heidegger bağlamında "Varoluşunun ontolojik şartı: Anlamak" demek ve Gadameri bunun bir devamı görmek bir yanılgıdır.
Sein denen şeyi (Sein sözünün türkçesi ne var, varlık, olmak vs dir -- yani Sein ve being sözlerinin türkçe karşılığı yok, "Var-lık ve Zaman" da külliyen ucube bir çeviridir. Sonu lık/luk olan, soyut bir kategorilik imleyen lik/luk nasıl Sein olsun değil mi, neyse...) söze getirmek. Heidegger'in olayı budur. Zaynı söze getirmek. Bu her ne demekse. Bu söze getirişte "anlamaktan" ziyade poetic (yapmak/oluşturmak demek özünde, "şiir" değildir poesie) bir oluş söz konusudur. Söz gelimi "şiirde" anlamanın yeri neyse belki o bakıştan yorulmalıdır Heidegger'de anlamanın niteliği.
Özellikle türkçede an-lamak, (us-lamak gibi, aŋ “ayrım” sözcüğünden Eski Türkçe +lA- ekiyle türetilmiştir.) ilkin bir ayrımı ön varkoşup daha sonra "ikincil" bir le/la ekiyle oluştuğundan Heidegger'i anlayıp, anlatabilmekte uygun bir sözcük değildir.
Kısaca: Heidegger ile Gadamer'in bir alakası yoktur.