ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2020 Perşembe

Amerikan Yahudiliğinin tarihi safhaları

Tarihteki en eski topluluklardan biridir Yahudiler. Tarih boyunca dağınık halde, sürgün hayatı sürdüren bu halkın üyeleriyle ilgili hemen her zaman bir kuşku, bir tereddüt, bazen bir nefret duygusu da hakim olmuştur yaşadıkları bölgelerdeki diğer halklara. Bu sebeple de tarih boyunca pogrom, holokost benzeri birçok felaket de yaşamışlardır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı esnasında Hitler Almanya’sında başlarına gelen felaket sonrasında kurulan İsrail devletiyle de benzeri eziyetlerin bu kez Yahudiler eliyle Müslümanlara yöneltildiğini görürüz. İsrail’in bu şiddetine en büyük desteği veren, açıktan destek vermese de tamamen görmezden gelen ABD’deki Yahudi lobisinin gücü bu ülkedeki seçimleri bile etkileyecek boyutta addedilir. Birçok komplo teorisine konu edilen birçok Yahudi ailenin genel olarak dünyanın ve ABD’nin gerek siyasetine gerekse ekonomisine hakim olduğu düşünülür.

Amerika’da yıllarca Diyanet
İşleri Başkanlığı adına din hizmetleri görevinde bulunan İsmail Başaran’ın Amerikan Yahudiliği başlıklı kitabı İsrail’den fazla Yahudi’nin yaşadığı ABD’deki (buradaki Yahudi nüfusu yedi milyon kadardır; İsrail’deki Yahudi nüfus ise 2020 istatistiklerine göre 6 milyon 772 bindir) Yahudiliğin tarihsel gelişimini, buradaki Yahudi grupları, öne çıkan Yahudi kurumları irdeliyor.
Yaygın kanaatlere göre ilk kez 1654 yılında Amerika kıtasına ayak basan Yahudiler, ABD’nin toplumsal yapısında “Amerikan çoğulculuğu” olarak bilinen yapının sınır ve boyutlarını belirlemede önemli bir etken olmuştur. Yeni Dünya ve hatta Yeni Babil olarak nitelenen ABD’nin başlangıcından beri farklı dini ve etnik gruplara ev sahipliği yaptığı biliniyor. ABD’deki en temel grup Hıristiyanlarken, etnik farklılıkların da buna karşın Amerikan kültüründe önemsendiği ileri sürülebilir. Özellikle İngiltere’de gördükleri birtakım eziyetler sonrası “mesihi bir yolculukla” Amerika’ya göçen püriten Hıristiyanların Tanrı’nın ahitleştiği “gerçek Yahudiler”in kendileri olduğunu, bu açıdan “hakikat”e de sadece kendilerinin sahip olduğunu düşünmeleri sebebiyle diğer inanç sahiplerine hor görüyle yaklaşıp dışlamaları, Yahudileri “dünyanın aşağılık ve rezil insanları” olarak addetmeleri Yahudilerin “Amerikan çoğulculuğu” içinde kendilerine bir yer bulabilmeleri için epey bir zaman ve çaba gerektirir.
Güvenli sığınak
Hıristiyan Avrupa toplumlarında dışlanan ve birçok eziyete, pogroma, felakete katlanmak zorunda kalan Yahudilerin “tarihi bir fırsat” addederek göçtükleri Amerika’da yirminci yüzyılın ortalarında ABD’yi -Protestan Hıristiyanlığının hegemonyasına rağmen- dünya Yahudilerinin en kalabalık ve tartışmasız en önemli merkezi haline getirebilmeleri onların ABD’yi salt “güvenli bir sığınak” olarak düşünmediklerini de ortaya çıkarır; aslında ABD’de yaşayan birçok Yahudi için ABD “gerçek bir ev”dir de.
Kitabında Amerikan Yahudiliğini üç önemli başlık altında inceleyen ismail Başaran, ABD’deki Yahudi cemaatinin oluşumunun tarihi safahatını, ortaya çıkan farklı anlayış ve grupları ve onların oluşturduğu öne çıkan Yahudi kurumlarını işliyor. Bu konuları ele alırken doğrudan Amerikan Yahudiliği alanında uzmanlaşmış kişilerin çalışmalarını birincil kaynak olarak kullanan Başaran, olabildiği kadarıyla orijinal eserlere atıfta bulunuyor.

2 Ekim 2019 Çarşamba

Her yönüyle İran yaptırımları

Amerika Birleşik Devletleri’nin Donald Trump döneminde önce nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ardından İran’a Obama döneminden kalan bir silahı, ticaret ambargosunu bu kez yenileyerek ve daha da sertleştirip güçlendirerek yeniden uygulamaya koyması uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülebilir. Başta Türkiye olmak üzere gerek bölgedeki gerekse dünyadaki birçok ülkeyi yakından ilgilendiren İran yaptırımları sadece Washington-Tahran ilişkilerini değil, ilgili diğer aktörlerin de ilişkilerini derinden etkileyecek bir boyutta görünüyor. Trump yönetiminin hukuksuzca nükleer anlaşmadan çekilmesinin akabinde uygulamaya koyduğu bu yaptırımlar aynı zamanda Tahran yönetiminin de daha giderek radikalleşmesine yol açtığı gibi uluslararası alanda yeni güç politikalarının da şekillenmeye başladığını gösteriyor. 
Yeni bloklaşmalar 
Kemal İnat ile Burhanettin Duran’ın birlikte hazırladığı İran Yaptırımları kitabı bu gerginlikle Trump yönetiminin neleri amaçladığını, bu gerginlikten çeşitli düzeylerde doğrudan etkilenen ülkelerin verdiği tepkileri ve meselenin hukuki boyutlarını enine boyuna ele alan yazıları bir araya getiriyor. Bu yanıyla kitap yaşanan kriz ve gerginliğin Ortadoğu’ya, dünya ve Türkiye’ye etkilerini ele alarak ülkemizdeki dış politika yapımcılarına ve araştırmacılara yardımcı olma amacı da taşıyor. Krizin bölgesel ve küresel yansımalarını ele alan ilk bölümdeki makale Kemal İnat ile Burhanettin Duran’a ait. İran’ın petrol ihraç etme kabiliyetini sona erdirmeyi hedefleyen yaptırımların Ortadoğu ve dünya ülkeleriyle birlikte Türkiye’ye verdiği ekonomik zararı kapsamlı bir şekilde ortaya seren makalelerinde İnat ve Duran, ABD’nin orta ve uzun vadede bu yaptırımlara dayalı güç politikasının başarısız olacağı ve ABD’ye karşı yeni bloklaşmaların oluşmasını tetikleyeceği öngörüsünde bulunuyorlar. 
Kitabın ikinci bölümünde ise yaptırımların hukuksal ve kavramsal çerçevesini irdeleyen yazılara yer veriliyor. Şerif Dilek, Neyire Akpınarlı, Hamideh Debbani Nejad ve Hasan Yücel yazılarında uluslararası ilişkilerde yaptırım kavramını, yaptırımların uluslararası hukuk ve Amerikan iç hukuku boyutunu ele alıyorlar. ABD’nin İran’a dönük yaptırım politikasının oluşum aşamalarını ve aktörlerini ise Kılıç Buğra Kanat ve Büşra Zeynep Özdemir kitabın üçüncü bölümünde kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Yaptırımların Ortadoğu ülkeleri üzerindeki etkileri, bu ülkelerin verdikleri tepkiler, Rusya, Çin, Hindistan, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi küresel aktörlerin yaptırımlara yönelik politikaları da kitapta birbirinden bağımsız makalelere konu ediliyor. Yaptırımların Türkiye’ye etkisine kitapta bağımsız bir bölüm ayrılarak Ankara-Tahran enerji ilişkileri ile yaptırımların genel olarak Türk ekonomisine etkileri detaylıca işleniyor. Kitabın son bölümünde ise yaptırımların İran ekonomisi ve siyaseti üzerindeki etkileri de ortaya çıkarılıyor. 
Hali hazırda yaptırımlardan bunalmış durumdaki İran’ın hem kendisine uygulanan cendereden kurtulma hem de başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerine gözdağı verme amacı güttüğü muhtemel Aramco saldırısıyla birlikte İran’a yönelik uygulanan yaptırımların bölgeyi barut fıçısına çevirdiği vurgulanmalı. Uygulanan yaptırımlar neticesinde Nisan 2018’de 2, 61 milyon varil ham petrol ihraç eden İran’ın bu ihracat seviyesinin tahminen günlük 400-600 bin varile dek indiği düşünülebilir. İran’ı dünyadan hem iktisadi hem siyasi bakımdan soyutlamaya çalışan ABD’nin bu hamleleri askeri çatışma ihtimalini de artırmaktadır.