İran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2019 Çarşamba

Her yönüyle İran yaptırımları

Amerika Birleşik Devletleri’nin Donald Trump döneminde önce nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ardından İran’a Obama döneminden kalan bir silahı, ticaret ambargosunu bu kez yenileyerek ve daha da sertleştirip güçlendirerek yeniden uygulamaya koyması uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülebilir. Başta Türkiye olmak üzere gerek bölgedeki gerekse dünyadaki birçok ülkeyi yakından ilgilendiren İran yaptırımları sadece Washington-Tahran ilişkilerini değil, ilgili diğer aktörlerin de ilişkilerini derinden etkileyecek bir boyutta görünüyor. Trump yönetiminin hukuksuzca nükleer anlaşmadan çekilmesinin akabinde uygulamaya koyduğu bu yaptırımlar aynı zamanda Tahran yönetiminin de daha giderek radikalleşmesine yol açtığı gibi uluslararası alanda yeni güç politikalarının da şekillenmeye başladığını gösteriyor. 
Yeni bloklaşmalar 
Kemal İnat ile Burhanettin Duran’ın birlikte hazırladığı İran Yaptırımları kitabı bu gerginlikle Trump yönetiminin neleri amaçladığını, bu gerginlikten çeşitli düzeylerde doğrudan etkilenen ülkelerin verdiği tepkileri ve meselenin hukuki boyutlarını enine boyuna ele alan yazıları bir araya getiriyor. Bu yanıyla kitap yaşanan kriz ve gerginliğin Ortadoğu’ya, dünya ve Türkiye’ye etkilerini ele alarak ülkemizdeki dış politika yapımcılarına ve araştırmacılara yardımcı olma amacı da taşıyor. Krizin bölgesel ve küresel yansımalarını ele alan ilk bölümdeki makale Kemal İnat ile Burhanettin Duran’a ait. İran’ın petrol ihraç etme kabiliyetini sona erdirmeyi hedefleyen yaptırımların Ortadoğu ve dünya ülkeleriyle birlikte Türkiye’ye verdiği ekonomik zararı kapsamlı bir şekilde ortaya seren makalelerinde İnat ve Duran, ABD’nin orta ve uzun vadede bu yaptırımlara dayalı güç politikasının başarısız olacağı ve ABD’ye karşı yeni bloklaşmaların oluşmasını tetikleyeceği öngörüsünde bulunuyorlar. 
Kitabın ikinci bölümünde ise yaptırımların hukuksal ve kavramsal çerçevesini irdeleyen yazılara yer veriliyor. Şerif Dilek, Neyire Akpınarlı, Hamideh Debbani Nejad ve Hasan Yücel yazılarında uluslararası ilişkilerde yaptırım kavramını, yaptırımların uluslararası hukuk ve Amerikan iç hukuku boyutunu ele alıyorlar. ABD’nin İran’a dönük yaptırım politikasının oluşum aşamalarını ve aktörlerini ise Kılıç Buğra Kanat ve Büşra Zeynep Özdemir kitabın üçüncü bölümünde kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Yaptırımların Ortadoğu ülkeleri üzerindeki etkileri, bu ülkelerin verdikleri tepkiler, Rusya, Çin, Hindistan, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi küresel aktörlerin yaptırımlara yönelik politikaları da kitapta birbirinden bağımsız makalelere konu ediliyor. Yaptırımların Türkiye’ye etkisine kitapta bağımsız bir bölüm ayrılarak Ankara-Tahran enerji ilişkileri ile yaptırımların genel olarak Türk ekonomisine etkileri detaylıca işleniyor. Kitabın son bölümünde ise yaptırımların İran ekonomisi ve siyaseti üzerindeki etkileri de ortaya çıkarılıyor. 
Hali hazırda yaptırımlardan bunalmış durumdaki İran’ın hem kendisine uygulanan cendereden kurtulma hem de başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerine gözdağı verme amacı güttüğü muhtemel Aramco saldırısıyla birlikte İran’a yönelik uygulanan yaptırımların bölgeyi barut fıçısına çevirdiği vurgulanmalı. Uygulanan yaptırımlar neticesinde Nisan 2018’de 2, 61 milyon varil ham petrol ihraç eden İran’ın bu ihracat seviyesinin tahminen günlük 400-600 bin varile dek indiği düşünülebilir. İran’ı dünyadan hem iktisadi hem siyasi bakımdan soyutlamaya çalışan ABD’nin bu hamleleri askeri çatışma ihtimalini de artırmaktadır. 

1 Temmuz 2019 Pazartesi

Hafız-ı Şirazi'nin Divan'ını okumak



"Kim bir lamba yakmışsa, rüzgar onu söndürmüştür."
Moğol istilasının tarümar ettiği İslam dünyasının göbeğinde, bu istilanın olumsuz etkilerinin sönümlenmeye yüz tuttuğu, istilacıların İslam medeniyeti tarafından asimile edildiği bir tarihte, muhtemelen 1317 ila 1326 yılları arasında bir yılda doğduğu kabul edilen bir şair Hafız-ı Şirazi. Şiiriyle oluşturduğu kalıcılığın aksine hayatı hakkında elimizde yeterli bir bilgi yok. Ölüm tarihi kuvvetle 1390 olarak tespit edilir. Bu hesapça 60-70 yıl yaşamış. Zemahşeri’nin el-Keşşaf’ını, Sekkaki’nin Miftaḥu’l-Ulum’unu, Mutarrizi’nin el-Miṣbaḥ’ını, Siracüddin Urmevi’nin Metaliu’l-Envar’ını, Adudüddin el-İci’nin el-Mevaḳıf’ını okuması ve Hace unvanını kullanması dolayısıyla mensup olduğu ailenin toplumsal statüsünün yüksek olduğuna hükmediliyor genelde.  Öğrenimi sürecinde Kur'an'ı hıfzetmesi sonucu Hafız olarak tanınıyor. Asıl ismi Hace Şemseddin Muhammed olarak kayıtlı. Dini ilimlerin yanı sıra başta Arap edebiyatı olmak üzere oldukça sıkı bir edebiyat kültürü de edindiği sonucuna şiirlerinden yola çıkarak varmak mümkün. Ayrıca biyografisi hakkındaki kısıtlı bilgiler arasında dönemin musikisi ve diğer sanatlarıyla da ilgili olduğu ve ayrıca iyi bir satranç oyuncusu olduğuna da rastlamak mümkün. Gazellerinin oluşturduğu etki alanı ona ayrıca “Lisânü’l-gayb” ve “Tercümânü’l-esrâr” gibi unvanlar da kazandırmış.

Tasavvufla ilgisi olmakla birlikte  tarikatı ve şeyhi hakkında kesin bir bilgiye kaynaklarda yer verilmiyor.  Ancak Şemseddin Abdullah-ı Şirazi, İmad-i Fakih-i Kirmani, Seyyid Şerif el-Cürcani gibi mutasavvıf ve alimlerden istifade ettiği, Ni‘metullah-ı Veli, Hace Ebü’l-Vefa el-Bağdadi, Kemal-i Hucendi gibi şeyhlerle görüştüğü tezkirelerde kayıtlı. Hakikat yoluna kılavuzsuz gidilemeyeceğini söyleyen ve tasavvuf neşvesine sahip olan Hafız’ın zamanındaki şeyhlerden herhangi birine intisap etmemiş olduğunu düşünmek zor.

Hayatta iken şiirlerini bir divan halinde tertip etmediği için dilden dile ve ülkeden ülkeye dolaşan bütün şiirlerin ona ait olup olmadığı da tartışma konusu edilmiş. Bugüne kadar içindeki şiirlerin tamamının Hafız’a ait olduğu kabul edilen bir divan nüshası bulunamamış. Yakın zamana kadar şiirlerinin, bir rivayete göre kendisiyle de görüşmüş olan ve divanın çeşitli nüshalarının önsözünde sadece “câmi‘” olarak anılan Gülendam adlı bir kişi tarafından derlendiği kabul edilmekteydi. Bazı efsanevi anlatımlar Gülendam'ın Hafız'ın hemders bir arkadaşı olduğunu da aktarıyor bize. Yeni tesbit edilen eski tarihli üç divan nüshası, şiirlerin derlenmesine Hafız daha hayatta iken başlandığına işaret ediyor. Hacu-yi Kirmani, Selman-ı Saveci, Ömer Hayyam, Mevlana Celaleddin Rumi, Şeyh Sadi-i Şirazi ve Kemaleddin İsfahani gibi şairlerden de etkilendiği bilinir.

"Bütün bahçeler sende toplanmış, gül müsün nesin?"
Yahya Kemal'in “Rindlerin Ölümü” adlı şiirinde "Hâfız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış;/Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle" diyerek onun kalıcılığına işaret ettiğini biliyoruz. Hemen bütün gazellerinde sehl-i mümteni gibi görünen bir sadeliği bize  yansıtan Hafız’ın şiirlerini anlamak için birçok şerh de yazılmış. Türkçe şerhler içinde en ünlüleri elbette Süruri, Şem'i ve Sudi'ye ait olanlar. Uzmanlar en mükemmel Türkçe şerhin de Sudi'ye ait olan şerh olduğunu kayıt düşüyor.
Bütün şiirlerinin toplandığı Divan’ında altmış altı rubai, mesnevi türünde bir sakiname ve bir muganniname, beş kaside, bir muhammes, dört mesnevi, otuz dört kıta, beş yüz dokuz gazel var. Hafız'a asıl ününü kazandıranın ise gazelleri olduğuna hiç kuşku yok. O, gazellerinde Mevlana’nın arifane söyleyişiyle, Sa’di’nin aşıkane üslubunu birleştirir. Rindanedir söyleyişi. Belki de rintliği bu iki veçhenin sentezi olarak görmek gerekir: Arifanelik ve aşikanelik. Beyitleri bağımsız formlar şeklinde olsa da herhangi bir gazelin tamamına duygu, uyum, düzen ve bütünlük ögelerinin egemen olduğunu görürüz.
"Mektubun Leyla'dan başka kimi var
Ya Leyla'ya gider ya Leyla'dan gelir"
Divanına Yezid bin Muaviye'ye atfedilen bir şiirden mülhem (başkaca bir şiirden, Ebulfazl Abbas bin Ahnef'e ait bir şiirden mülhem olduğu da iddia ediliyor bu dizenin) "Elâ yâ eyyühe's-sâkî edir ke'sen ve nâvilhâ (Ey saki elindeki şarap kasesini dolaştırıp meclistekilere sun!)" dizesiyle başladığı için gelenekte "köpeğin ağzındaki lokmayı çalmak bir arslan için çok büyük bir ayıptır" şeklinde çok sert eleştirilere de maruz kalan Hafız'ın bu ilk dizesini  en az 10 Osmanlı şairinin iktibasen kullandığını da biliyoruz.

Hafız Divanı'nı Türkçe'ye ilk çeviren Abdülbaki Gölpınarlı, Hafız’ın şiirlerine konu ettiği şarabın gerçek şarap olduğunu iddia eder. Oysa pekala bu şiirin tasavvufi bir yorumu mümkündür. Sadi-i Bosnavi'nin şerhi bu yorumların ekserisini bize verir. Tasavvufi açıdan, içki meclisi ile tekke, feyz ve neşe meyhanesi olarak düşünülebilir. Şarap istiaresi ile aşk yolculuğunun, sevgiliden ayrı düşmüş aşıkın çektiği zorluk ve çilelerin rindane bir söyleyişle tasvir edildiği; aşıkın inleyişlerinin, çektiği eza ve eziyetlerin anlatıldığı bu gazeller, şarap ister gerçek anlamda ister tasavvufi anlamda yorumlansın, içerdikleri felsefi ve arifane inceliklerle mutlaka okunması gerekli şiirlerdendir.

Hafız divanı, Türkiye’de Mevlana'nın Mes̱nevi'si ile Şeyh Sadi'nin Gülistan’ından sonra en çok okunan Farsça metinlerin başında gelir. Fuat Köprülü, saz şairlerinin bile Şeyh Sadi gibi Hafız’a da yabancı kalmadıklarını söyler. Divan edebiyatının İran tesiri altında kalmış olmasıyla ilgili tenkit ve değerlendirmeler de çok defa Hafız etkisine bağlanır.

Sevgili, aşk, şarap, gül, sonsuzluk vb. konular etrafında gergef gibi işlenen Hafız’ın gazellerinin en önemli özelliği belki de irfani ve felsefi incelikleri ve latif düşünceleri en veciz, en açık ve en doğru şekliyle açıklamış olmasıdır. Her beyitte, kimi zaman da her mısrada “mazmun” diye nitelenen derin bir incelik bulmak mümkündür. Sanatsal süslerden yoksun pek az beyit görülür. Fakat buna karşın bu sanatsal süsler söylenen sözün "kolaylığı"nı zedelemez. Gazellerine atfedilen sehl-i mümteni, onun lafızları yerleştirme ve sanatları kullanmadaki gücünden neşet eder. Bu bakımdan da Hafız'ın kendisinden sonra yaşamış birçok şaire ilham kaynağı olduğunu vurgulamak gerekir. Elbette sadece kendi geleneğimizde değil, Almanların büyük şairi Goethe başta olmak üzere Batı'da da bu etkilere rastlamak mümkündür.

(Bu yazıyı yazarken hem Muhsin Namcu'nun hem Humayun Şeceryan'ın seslendirdiği birçok Hafız gazelini dinledim. Umuyorum ki okur da başta bestesi Abdülkadir Meragi'ye ait Nihavend Kebir Kar olmak üzere bu besteleri dinler.)