Yer yer 'medeniyet' ile eşanlamlı kullanılan, yer yer ondan farklı boyutları olduğunun altı çizilen, çoğu kez de ona alternatif olarak öne sürülen 'kültür'ün birçok tarifi olsa da bütün bu tariflerde en temelde onun atfedildiği toplumsal düzene, alana ya da gruba anlam sağlayan ya da bahşeden bir boyutunun olduğu gösterilebilir. Hemence vurgulamak gerekir: Toplumsallık her şeyden önce bir farklılaştırmalar sistemi, ya da daha yerinde bir deyişle farklılaştırıcı bir sistemdir; kültürel işaretler bu farklılıklara değgin olsalar bile tikel bir farklılaşmaya ait bir kültürel işaretin o toplumsallığın genel kültürel kodlamasındaki birliğe olumlu ya da olumsuz bakımlardan bir etkisinin var olduğunu düşünebiliriz. Kültürün genel şekillenişi açısından haddi zatında bu farklılaşmanın olması kaçınılmazdır, karşılıklılık ve farklılık, toplumsallığı kuran simgesel mübadelenin kaçınılmaz bir sonucudur; karşılıklılığın, dolayısıyla farklılığın ortadan kalktığı bir sistemde kültürel sığlık baş gösterir- yığınlaşma, kültürel sığlığın başka bir görünümüdür. Simgesel mübadelede karşımıza çıkan sığlıkların büyük bölümünü de bir 'karşılaşma'nın ürünü saymakta şimdilik bir beis yoktur, ancak bu karşılaşma deyim yerindeyse 'kötü' bir karşılaşmadır; zaten sığlığa yol açan da karşılaşmadaki bu kötülük ya da simgesel körlüktür- 'kötü karşılaşma'daki taraflar simgesel iletişimi başaramamaktadır bir türlü. Bu körlük kısmen tarafların simgesel gözlerinin 'tavuk karası'na tutulmuşluğuna bağlanabilir, diğer taraftan kötü karşılaşmalar, ortamın obskürantist niteliklerinin de bir etkisi olarak ortaya çıkabilir.
Kültürel iktidar
deyimi ise sık sık toplumsal düzen, alan ya da gruplardaki kültürel etkileşim
ve mübadelelerde hegemonik bir mevkiyi işaret etmek için kullanılmaktadır.
Kültürel iktidarın bu tanım vesilesiyle yer yer söz konusu düzen, alan ya da
gruplara içkin (immanent) mi yoksa o düzen, alan ya da grupların berisinde ya
da ötesinde yer alan başka bir takım 'güç odakları'nın kontrolünde mi olduğu
sorusu da bu bakımdan son derece anlamlı görünmektedir. Eğer sözkonusu iktidar,
egemenliğini sürdürdüğü düzen, alan ya da gruba içkin ise bu düzen, alan ya da
grup içindeki bir mücadele ya da savaşımla alt edilmesi daha kolay görünür
elbette. Oysa hegemonik kültüre karşı madun konumda yer alanların uzun yıllar
boyunca verdikleri mücadelelere ya da mübarezelere karşın yine de bir türlü
kültürel iktidarı alt edemedikleri de ortadadır. Kültürel madunların anlam ve
değerler dünyasını hâlâ hegemonik kültür üreticileri belirliyorsa, ya
madunların yürüttükleri mücadele ve mübareze usul ve yordamlarında çoğu kez
hesaba katılmayan bir nakısa vardır, ya da hegemonik kültür bizatihi egemen
olduğu düzen, alan ya da grup içinde üretilmeyen; yani onlara içkin olarak
düşünülemeyecek bir mevkiden gelmektedir. Elbette ilk bakışta bu iki şık kadar
belirgin bir biçimde görünmeyen bir şık daha vardır ki, bizim benimsemeye daha
yakın durduğumuz seçenek budur: Sözü edilen kültürel mücadele ve mübarezelerin
usul ve yordamlarında hâlâ etkin değer olarak "kültürel iktidar"ın
ölçütleri varittir. Belki daha kesin bir şekilde söylemek gerekirse hegemonya,
madunlarını da bir şekilde içerir. Bu madunlar, her nasılsa, hâlâ bu hegemonik
kültürün, bu hegemonyayı üreten "rıza"nın bir parçasıdırlar.
Hegemonya zaten bu rızayla kurulur.
Bu yüzden bize
kalırsa kültürün içkinlik alanlarındaki hegemonik unsurlarla madun unsurların
müsademelerinin sonuçları bu bakımdan analize konu edilmeyi bile hak
etmemektedir. Çünkü bu tür analizlerde asıl gözden kaçan nokta şudur: Hegemonik
kültürün vazedilişinde, sunumunda her ne kadar bahse mevzu düzen, alan ya da
grupta yer edinen birtakım hegemonik unsurlar etkinse de onların etkinliği
sadece bir 'pazarlama süreci'nden ibaret kalmaktadır. Bu pazarlama sürecini
sekteye uğratmak ya da ele geçirmek hegemonik kültürü bozguna uğratmak anlamına
gelmemektedir hiç kuşkusuz. Pazarlananı kimin pazarladığının önemi ortadan
kalkmaktadır nihayetinde. Çoğu kez madun kültürün unsurları, hegemonik kültürü
pazarlayanlara kin beslerken, pazarlanana da imrenerek bakmaktan geri durmamaktadır.
Madun kültür mensuplarının kendi suskunluklarını hegemonik kültür vasıtasıyla
gidermeye çalışmalarında ilk bakışta elbette pek bir yanlış bulunmamaktadır;
lakin uzun vadede söz almaya başlayan madunların da başlangıçta sahip oldukları
anlam ve değerleri de hegemonik kültürün beğenileri doğrultusunda
dönüştürdüklerini görmekteyizdir. Sorun, pazarlama süreçlerine ilişkin
tartışmaya karşın, 'pazarlanan'a ilişkin tarafların ortaklaşa paylaştığı
rızadadır. Bu rızanın oluşumunda pazarlama süreçlerinin önemli derecede etkili
olduğu varsayılsa bile bu kısmen latent bir etki olarak da düşünülebilir.
Kültürel hegemonyayı ayakta tutanların başında bu hegemonyaya maruz kalanların,
ona ister istemez rıza gösterenlerin geldiğini vurgulamak gerekir. Kültürel iktidarın
bir tahakküm ilişkisinden çok bir hegemonya ilişkisi vazettiğini, kendisini bu
hegemonya aracılığıyla meşrulaştırdığını da bu cümleye eklemeliyiz. Kültürel
iktidar eleştirilerinin birçoğu da aynı hegemonyanın üretici etkilerine kapı
açmaktadır ve bu sebeple kültürel iktidar işlerliğini ve meşruiyetini koruma
fırsatı edinmektedir. "Kültürel iktidarı alt edebilmek için nasıl bir
kültür politikası izlenmelidir?" sorusuna açık ve net cevapların
bulunamaması, bulunan cevapların çoğunun çetrefilli, zorlu, anlaşılmaz ve
anlamsız, hatta uygulanamaz kalışının ya da uygulama aşamasında kolayca
ıskartaya çıkarılan cevaplar olmasının bir sebebi de budur.
Bu başarısızlığı
çözümleyebilmek için öncelikle "kültür politikası" ibaresinin
kültürden çok politikaya ağırlık veren vurgusu göz önünde tutulmalıdır. Bu
ibare kültürün politikaya nazaran ikincilleştirilmesinin bir ürünüdür.
'Kültürel iktidar' deyişinde gizil konumda kalan da esasen bu
ikincilleştirmedir. Kültürel iktidar, kültürün ikincilleştirilmesinin bir
ürünü, hatta bu ikincilleştirme sayesinde mümkün hale gelen bir
kavramlaştırmadır. Kültür bu kavramlaştırmada her zaman siyasetin çeperinde,
onun çevresinde, belki de doğru söyleyişle taşrasındadır. Bu anlamda
günümüzdeki tartışmaların özü, siyasal iktidar ile kültürel iktidar arasında
olması umulan simetriye aykırı bir duruma ilişkindir. Siyasal bakımdan
kendilerini muktedir konumda bulanlar, muktedir durumda bulundukları alanın
taşrasında kalan kültürel alanda rakiplerinin kendilerinin fevkinde bir
etkinliğe sahip oluşuna içerlemektedirler. Kültürel alanda yürüttükleri tüm
politikaları, bu üstünlüğü aşındırma stratejileri üzerine inşa etmeleri bundandır.
Fakat çoğu kez, bu politikalara dayalı ürettikleri kültürelliklerin yetersiz
kaldığını da fark etmektedirler. Tartışmaların önemli bir kısmı bu acayipliği
çözümlemeye, yani siyasalın taşrasında addedilen kültürün toplumsallık
üzerindeki etkisinin siyasal arzuları da belirleyecek ölçülerde kuvvetli
oluşuna dairdir. Belediyelerin meslek kursları adı altında geleneksel el
sanatlarına verdiği destekten, düzenlenen konferans, panel vb. etkinliklere,
müzik, tiyatro, dizi film ve sinema vb. alanlarda ortaya çıkarılan ürünlerden
sivil oluşumların kendi inisiyatifleriyle giriştikleri çalışmalara kadar birçok
alandaki faaliyetlerin istenen sonuçları bir türlü sağlayamaması aynı
yetersizliğin görünümlerine dahildir. Çünkü, doğrudan kültürelliğin kendi
biçimlenişi değil, siyasal ile arasındaki bağ, siyasal kâr avcılığı
hedeflenmektedir bütün bu faaliyetlerde. Kültürel tekrardır bu bir yerde. Bu
yüzden zaten tüketilmiş bir kültürün yeniden üretimi ve tüketiminin ötesine
geçilememektedir bir türlü. Siyasal arzular, kendilerini, kültürel süreçlerle
yeniden doğrulama, aklama fırsatı edinmektedirler bu faaliyetlerde. Bu ise
kültürün politik üreticilerinin kendilerine oy veren tüketicilere karşı
taşıdıkları görevin bilinciyle, ellerinden geleni yaptıklarına dair kendilerini
müsterih kılmalarından başka bir işe yaramamaktadır. Tartışmalardaki gizli
özne, yani kültürel iktidar, bütün bu faaliyetlerden dolayı herhangi bir zarara
uğramaktan kurtulmaktadır böylelikle. Bütün bunların neticesinde, kültürün
siyasalın taşrasında kaldığı bir önvarsayım olarak korunmaktadır. Siyasetin
merkezinde olup da kültürün taşrasına düşmenin acısını yansıtır mezkûr
tartışmalar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder