milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2023 Pazar

Milliyetçilik gerçekten yükseliyor mu?

Westfalya anlaşması sonrası dünya düzeninde modern ulus-devletlerin kuruluş ideolojisi sayılagelir milliyetçilik. Günümüze değin gelebilmiş ideolojilerin üzerinde asıl belirleyici faktör Fransız devrimidir. Fransız devriminin fitilini yaktığı ideolojilerin en önemlisi ve belirgini ise kesinlikle milliyetçiliktir. Mayıs ayında yapılan seçimler sonrasında milliyetçiliğin çok konuşulmasının sebebi elbette seçimlerde yükseliş trendi gösterdiği varsayılan tercihler kadar içinde bulunduğumuz siyasi, sosyal, iktisadi ve küresel şartlardır da. Buna rağmen siyasal bir yaklaşım olarak milliyetçilik sözkonusu olduğunda 1990'larda Soğuk Savaş'ın bitimiyle peydahlanan etnik milliyetçilikler ile 9-11 Eylül 2001'deki İkiz Kule saldırıları ve akabinde 2008 mort-gage krizi ve Arap Baharı ile birlikte ortaya çıkan uluslararası kargaşa, zorunlu göç, Proxy savaşları ortamının beslediği güvenlik arayışları sonrası oluşan milliyetçi dalgalanmaların ayırt edilmesinin gerekli olduğu da açıktır.

Biz ve onlar ya da dost ve düşman ayrımlarına dayalı bir duygu ve inanç birikiminin tezahürü addedilebilecek milliyetçiliğin teorik zeminde tanımlanmasına da elvermeyen şartlara yol açar biz ve onların belirsizliği. Bu açıdan milliyetçiliğin teorik temellerinin kısmen eksik ya da yeterli olmaması farklı sosyo-ekonomik ya da siyasi konjonktürlerde farklı anlamlara çekilmesini kolaylaştırır; onun anlamlandırılmasını zorlaştırır. Buna rağmen, yine de, hemen herkesin üzerinde uzlaşabileceği bir tanımı yapılabilir milliyetçiliğin: Aynı etnik kökenden gelen, aynı dili konuşan belirli sınırlar dahilindeki insanların birlikteliğinin "egemen devlet" ve "ulusal sadakat" ilkeleri uyarınca ideolojileştirilmesi. Bir anlamda millete kendi kaderini tayin yetkisini sunan ya da vaat eden bu ideoloji toplumsal birlikteliğe kaynaklık ederek bağlılarına mücadele ve dayanışma ruhu da aşılayabilir. Toplumsal dayanışmayı artıran niteliği onun olumlu sayabileceğimiz yanıdır elbette; ancak içerdiği bazı hususlar bakımından milliyetçiliğin toplumları olumsuz da etkileyebileceğini öngörebiliriz. Milliyetçiğin ırkçılık, şovenizm gibi olumsuz olduğu açık anlayışlardan etkilenerek ya da onların oluşmasına elverişli bir yatak vazifesi edinerek toplumların felaketine yol açacağını da öngörebiliriz.

Kızılderili temsilleri

Üç aylık "düşünce, siyaset ve sosyal bilim" dergisi Tezkire'nin "Milliyetçilik Nereye, Kimden Kime Yükseliyor?" sorusunu ve bu soruya verilebilecek muhtemel cevapları dosya haline getiren 83. sayısında Prof. Dr. Yasin Aktay, "Milliyetçilik Nereye Yükseliyor?" başlığı altında milliyetçiliğin günümüzde aldığı hali ve nereye yükseldiğini anlatıyor. Abdülkadir Diktaş ise "Değer Kaynaklarımız Perspektifinden Milliyetçilik Anlayışı" başlıklı yazısında Anadolu insanının manevi ve kültürel değerlerini baz alarak milliyetçilik kavramına nasıl bakıldığını değerlendiriyor. Sinema ve milliyetçilik arasındaki ilişkiler özelinde Holywood filmlerindeki Kızılderili temsillerinin Amerikan milliyetçiliğine etkilerini konu edinen Yekta Şirin böylelikle siyasi iktidarların sinema ve diğer sanatları araç edinerek milliyetçilik duygularını inşa etme/geliştirme yordamlarını gösteriyor.

Dokuz araştırma makalesine yer verilen sayıda Fahri Yetim, Ömer Obuz, M. Veysel Karataş, İlhami Aydın, Yegane Yiğit, Uğur Kılınç, Merve Sultan Akçakaya, Fredinant Hasmuça, Fatma Kılınç Hatipoğlu Kürt milliyetçiliğinden Arnavut milliyetçiliğine, milliyetçiliğin farklı fraksiyonlarından onun kültürel dokunun inşasında ya da dönüştürülmesinde kullanılan bir söylem sermayesi oluşuna, Ermeni diasporasının tarihsel serüveninden Çarlık Rusya'sında Müslümanlara dönük Hıristiyanlaştırma ve Ruslaştırma yoluyla asimilasyonu ve kimlik tasfiyesine kadar birçok ilginç konu ele alınıyor.


18 Haziran 2020 Perşembe

Türkiye'de milliyetçilik tartışmalarının iki ekseni

İkinci Dünya Savaşı sonrası sosyal bilimler literatüründe en sık tartışılan konulardan birini teşkil eder milliyetçilikler ve milletler. Milliyetçiliğin modern dönemlere has bir mesele olduğuna hiç kuşku yoktur elbette, lakin ‘millet’ mefhumu da modern midir? Milletler mi milliyetçiliğe yol açmış, yoksa milliyetçilikler mi milletlerin oluşumunu sağlamıştır? Modernlik ve kapitalizmin geleneksel toplumsal formasyonların anlam dünyalarında oluşturduğu derin yarıkların, bu anlam ve duygu dünyalarındaki değişim ve dönüşümlerin bir neticesi midir milliyetçilik yoksa daha derin tarihsel/köksel yapılardan mı türemektedir? İkinci Dünya Savaşı sonrasında sosyal bilimlerin gündemini milliyetçiliğin kaplamasına iki temel sebep gösteriyor Öner Buçukçu ‘Milliyetçilik’ başlığıyla yayınlanmış kitabında. Bu sebeplerden ilki elbette 1939’da başlayan büyük savaşın baş aktörlerinden ve savaşın şeytanileştirilmiş mağluplarından Almanya’da Hitler rejiminin ırk vurgusunun milliyetçi bir bağlamda yorumlanmasıdır. Özellikle, Hans Kohn, Ernest Gellner, Karl Deutsch gibi Doğu Avrupa kökenli Yahudi araştırmacıların savaşta yaşanan Yahudi katliamının olumsuz hatıralarının bir ölçüde milliyetçiliğin bagajına yüklemesinde onların kişisel geçmişlerinin de etkili olduğunu düşünen Buçukçu, savaş sonrasında milliyetçiliğe merkezi bir konum atfedilmesinin iki temel sebebinden biri olarak bunu zikreder.
İkinci Dünya Savaşı sonrası sosyal bilimlerin gündeminde milliyetçilik araştırmalarına dair yaşanan yoğunlaşmaya Buçukçu’nun gösterdiği ikinci temel sebep ise 1960’larda hızlanan ulusal kurtuluş mücadeleleri ile dekolonizasyon mücadelelerinin temel motifleri arasında milliyetçiliğin yer alıyor olması. Kendini sosyalist olarak niteleyen hareketlerde bile milliyetçi vurguların leitmotif olarak fark edildiğine dikkat çeken Buçukçu, bu durumun 1960’lar sonrası araştırmaların temel yönelimini belirlediğini kanaatindedir.
Kimlik meselesi
Milliyetçilik tartışmalarının yeni bir yönelim kazandığı tarihsel uğraklardan biri de elbette Doğu Bloku’nun dağılma süreci ve 1980’lerden itibaren daha fazla tartışılmaya başlanan kimlik meselesidir. Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte Sırp milliyetçiliğinin neredeyse Naziler dönemini hatırlatacak bir cinnet halini dünyaya yaşatması Buçukçu’nun yorumuna göre İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan milliyetçilik literatürünün güncellenmesi sonucunu doğurmuştur. Bu güncellenmeye kimlik meselesinin de önemli ölçüde katkıda bulunduğunu vurgulamak gerekir.
Ernest Gellner, Eric Hobsbawm gibi sosyolog ve tarihçilerin milliyetçiliği kapitalizm ve ulus-devletin ortaya çıkışı gibi fenomenlerle ilişkilendirerek “ulus inşasının aparatı” olarak tasarlamalarının milliyetçilik çalışmalarındaki başat eğilimi oluşturduğuna işaret eden Buçukçu, bu eğilime dahil edilemeyecek Liah Greenfeld, Tom Nairn gibi teorisyenlerinin tezlerinin uzunca bir müddet önemli görünmediğini belirtiyor.
Kitabında milliyetçilik ve milliyetçiliğin yaslandığı temel kavramlar üzerine yürütülen tartışmaları, bu tartışmaların uzam ve koordinatlarını mümkün mertebe anlaşılır bir dille genel okura hitap edecek şekilde tasvir eden Buçukçu, meselenin Türkiye’ye akseden kısmını da çözümlemeyi ihmal etmiyor. Türkiye’de milliyetçilik tartışmalarının temelde iki eksen üzerinde sürdüğüne dikkat çeken Buçukçu, ‘modernleşmeci’ olduğu addedilen ilk eksende din ile milliyetçilik arasında belirgin bir mesafeliliğin korunmaya çalışıldığını vurguluyor. Bu eksendeki tartışmaların büyük bir bölümüne “ulusalcılık” tartışması diyenler de var. İkinci eksen ise özellikle soğuk Savaş döneminde din ile milliyetçiliğin iç içe geçirilmeye çalışıldığı bir eksen olarak tasavvur edilebilir. Türkiye’de milliyetçilik tartışmasının II. Meşrutiyetten bu yana bu iki eksen etrafında döndüğüne, Türkiye’nin jeopolitik kimlik kriziyle ilişkili olarak çeşitli farklılaşmaların olabileceğini ifade eden Buçukçu, böylelikle onun modern bir fikir olarak Türkiye’nin gündeminde yüz yıldır yer aldığına işaret ediyor.