G. W. F. Hegel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
G. W. F. Hegel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2023 Cumartesi

Din felsefesinin tarihe etkileri

Beşeri bilimler arasında sayılan Uluslararası İlişkiler disiplini adı üstünde ulusların siyasi ve hukuki ilişkilerini irdeleyen bir disiplin olagelmiştir. Hans Joachim Morgenthau, Edward Hallett Carr, Kentehh Wlatz gibi müelliflerin yazıp çizdikleriyle dikkatleri çeken disiplin içindeki birçok düşüncenin ise köklerinde Francis Suarez, Thomass Hobbes, John Locke, Jean-Jacques Roussseau, Christian Wolf, Jurgen Habermas gibi düşünürlere ait görüşlerin olduğu görülür. Sözü edilen düşünürler arasında ismi geçen G. W. F. Hegel'in uluslararası ilişkilerle ilgili müstakil bir eser üretmemesine karşın çok yönlü bir biçimde devletler hukukunu tartıştığı da bilinir.

Hegel'in uluslararası ilişkilerle ilgili düşüncelerinde Kant'ın aksine savaşa tarafgir ve anti-kozmopolit bir isim olduğunu vurgulamak elzemdir. Hegel'e zıt olarak Kant'ın barış yanlısı olması hasebiyle özellikle ABD'de hakkında yapılan çalışmaların Hegel'e nazaran daha yoğun olduğunu da söylemeli.

Teolojik politik

Uluslararası kurumların bekleyen etkiyi üretememesi ve savaşların önüne geçilememesi Hegel'in devletler hukukunu irdeleyen felsefesinin bazı yönlerden hâlâ koruduğunu da bize gösterir. Genelde Hegel'in devletler hukuku üç perspektif üzerinden ele alınır: i) Savaş, ii) Devletler paktı, ki Hegel için varış anlamına gelir ve iii) Tanıma, ki bunun da Hegel için savaş ve barışla yakından ilgili olduğunu söylemek gerekir.

Hegel'in Ebu Nasr Farabi, Baruch Spinoza ve Carl Schmitt gibi teolojik politiğe sahip filozof olmasından yola çıkan Ceyhan Işık, çoğu araştırmada ihmal edilen Hegel'in din felsefesinin mantık, devlet ve tarihle yakından ilgili olduğunu ifade ederek dinin Hegel'in devletler hukukunu açıklığa kavuşturan en temel öge sayılması gerektiğine işaret ediyor.

Hegel'in devletler hukuku felsefesinin İkinci Dünya Savaşı sonrası ilgi görmeye başladığını söyleyen Işık, bu ilginin de savaştan sorumlu düşünür arama peşine düşmeleri sebebiyle genelde olumsuz geliştiğini kaydediyor. Immanuel Kant'ın bile kategorik buyruk öğretisi dolayısıyla Fichte, Nietzsche, Schmitt, Heidegger gibi Nazizm'e yol açan düşünceler üreten filozoflar kervanına dahil edildiğini belirtiyor. Kurduğu hipotezler etrafında Hegel'in devletler hukukunu irdeleyen Işık, felsefi tezinde Hegel'in birlik anlayışının salt bir özdeşleşim olmadığını tasrih ederek onun "çoklukta birlik" ilkesini temel aldığına dikkat çeker. Işık'a göre Hegel, düşünceleri ayırdığı gibi birleştirir de; aklîlik-gerçeklik, tinsellik-hakikat, devletler-tarih, zorunluluk-imkan bu birlik düşüncelere örnektir. Felsefi teziyle yoğun bir biçimde harmanlayarak dile getirdiği dinî tez bağlamında devlet, felsefe, tarih, yurttaşlık, kültür, sömürgecilik, devletler paktı, çokluk, savaş, tanıma, evlilik gibi temaları din ile birlikte ele alırken politik tezde ise idealizm-realizm ilişkisini birliktelik perspektifiyle yorumluyor. Hegel'in felsefesinin en genel anlamıyla teslis akidesine yaslandığını vurgulayan Işık, Hegel için din felsefenin temelindedir; Hegel, dini "kitleler için bir felsefe" sayar, diyor. Hegel için önemli olanın bizzat devletin kendisi ve tarih olduğunu, buna karşın onun dış siyasetini bilmeden devlet ve tarih düşüncesinin yeterince anlaşılamayacağını belirten Ceyhan Işık Hegel'in devletler hukukunun uluslararası ilişkiler teorisine biçim verecek yanlarını, onun din, devlet ve tarih etrafında dile getirdiği düşünceleri ekseninde yorumluyor.

17 Aralık 2020 Perşembe

Hobbes'un siyasi fikirlerinin kemali

 Dünya tarihinde bazı yüzyılları diğerlerine nazaran ayrıcalıklı kılan önemli gelişmeler yaşanır. O ayrıcalıklı yüzyıllardan biri sayabiliriz bir bakıma 17. yüzyılı. Öncelikle Avrupa tarihinin en kanlı savaşlarından biri sayabileceğimiz 30 yıl savaşları 1618-1648 yılları arasında bu yüzyılda yaşanmıştır ve Avrupa nüfusunun handiyse yüzde 25 ila yüzde 40’ına mal olmuştur. Katolik Avrupa ile Protestan Avrupa’nın kapıştığı bu savaştan başka Fransa ile İspanya arasında ayrı bir savaşın da yaşandığı, sonradan Hollanda ismini alacak Dutch Cumhuriyeti’nin en görkemli günlerini yaşadığı, Osmanlı Devleti karşısında kurulan Kutsal İttifak’la 1683’te başladığı savaşın 1699’daki Karlofça anlaşmasıyla son bulduğu çağdır bu.

Bu savaş ve krizlerin arasında Rene Descartes, Galileo Galilei, Johannes Kepler, Pierre Fermat, Blaise Pascal, Robert Boyle, Cristiaan Huygens, Isaac Newton, Thomas Hobbes, Leibniz, Spinoza, Campanella, Francis Bacon gibi filozof ve bilim adamları da bu yüzyılda yaşar. Sanayi Devrimi ve Aydınlanma Düşüncesi’ne giden değişimlerin hem faili hem de tanığıdır bütün bu isimler. Bir anlamda 17. yüzyıl, birçok bakımdan modern dünyanın maddi ve fikri temellerinin atıldığı bir yüzyıl olarak düşünülebilir.

Fikir bolluğu

Bu yüzyılda yer alan olaylar dizisi arasında İngiliz İç Savaşı belki de en ilginç olanlardandır. İrlanda ve İskoçya’nın da bu iç savaşta Presbiteryen papazlar, Anababtistler, Beşinci Monarşistler, Quakers, Adamites gibi dini gruplaşmalar kadar Kral I. Charles’ın şahsıyla özdeşleştirdikleri monarşiye meydan okuyan “demokratik centilmenler”i, lordları, gentry’i de rol oynayanlar arasında zikretmek gerekli. Büyük çapta üç kez gerçekleşen çatışmaların sona ermesiyle önce iç savaşta parlamento adına önemli vazifeler üstlenmiş ve zaferler kazanmış askeri deha Cromwel’in Lord Protectorluğu ve sonra II. Charles’ın sürgünden dönerek taç giymesiyle başlayan Restorasyon dönemiyle birlikte etkileri Kıta Avrupası’na dek uzanacak bir görüşler, fikirler, çözümler bolluğunun da yaşandığını tahmin edebiliriz.

Kaos, yozlaşma

Avrupa’da gelişen modern siyasi fikirler arasında toplumsal sözleşmeciliğin en etkili ismi olarak bildiğimiz ve bu itibarla da liberalizmin handiyse kurucu babası sayabileceğimiz Thomas Hobbes’un Behemoth’u İngiliz İç Savaşı’na ilişkin gözlem ve değerlendirmeler eşliğinde bütün taraflara eşit duran liberal tutumun parlak bir örneğini sergiliyor. Bir anlamda Hobbes’un Kitab-ı Mukaddes’ten alarak diğer önemli eserinde başlık olarak kullandığı Leviathan deyişi “devlet, meşru hükümdar” olarak yorumlanabilirse yine bir Kitab-ı Mukaddes mitolojisinin önemli canavarlarından olan Behemoth da sivil uyumsuzluk, isyan, devrim vb. anlamlara yorulabilir. Esasen Behemoth’a hukuksuzluk, kaos ya da yozlaşma demekte de beis yoktur.

Leviathan’ı bütünlüyor

John Locke, Jean-Jacques Rousseau, G. W. F. Hegel gibi pek çok düşünürü etkileyen, gerek liberal gerekse muhafazakar düşüncelerin gelişimine etkisi büyük Hobbes’un Behemoth’unun yine İngiliz İç Savaşı’na dayalı değerlendirmeler ışığında kaleme alınmış Leviathan’ı bütünleyen, handiyse onu kemale erdiren, böylelikle de Hobbes’un siyasal fikirlerini bir nihayete vardıran bir niteliği olduğunu öne sürebiliriz. Hobbes’un Behemoth’da ortaya koyduğu çerçeve birçok bakımdan modern ve demokratik bir çerçeve kabul edilebilir mi peki? Bu soruya verilebilecek tüm cevapların şimdiden tartışmalı olduğunu belirtelim. Esere yazdığı önsözle kitabı okumaya girişecek okura önemli biçimde yardımcı olan Abdullah Yılmaz’ın dilinin kitabın okunaklılığını artırdığını da eklemeli.

26 Ocak 2018 Cuma

Modernliğin kurucu bileşenlerinden biri olarak Hegel

Fransız Devrimi’ne mukabil Almanya’da geliştiği varsayılan ‘felsefi devrim’in tamamlanmış aşamasını temsil eder belki de Hegel ve onun düşünceleri. Genelde Hegel’in son büyük sistemci filozof olduğu yargısı hakimdir felsefe tarihçileri arasında. Felsefe tarihçilerinin bu yaygın yargılarını eleştiren başka bazı değerlendirmelere göreyse, mantık biliminden tarih felsefesine, tinin fenomenolojik incelenmesinden hukuk felsefesine kapsamlı bir felsefi bilimler ansiklopedisi oluşturmaya girişmiş ve belki de modern çağın fikir emeği özet halinde bile karşılığını Hegel’de bulmuş, Hegel en fazla bu tarihsel ortak emeğin sonuçlarını sisteminde yansıtmıştır. Ne de olsa felsefe, Hegel’e göre, en nihayetinde çağın düşünce özeti, olanın (olması gerekenin değil) tasvirinden ibarettir.
Bu bakış açısından söylemek gerekirse sistem kendini ortaya koymakta, felsefe bir “birlikte düşünme çabası” olmaktadır. Bu ortak emek aynı zamanda eylem halinde kendini gerçekleştiren negatifin de emeğidir. Fark üzerinden, ötekinin dolayımı üzerinden kendini kuran bir hareket, bir kendini bilme, tanıma, oluşma ve gerçekleşme sürecidir handiyse felsefi düşüncenin ulaşmaya çabaladığı mutlak ve hakikatin hayatı. Böylece Hegel’de fikrin eylemi ‘ben’i ‘biz’e, ‘biz’i ‘ben’e kolayca tebdil eyleyen ve Heraklitçi anlamda çatışmalar, uyuşmazlıklar ve mücadeleler sonrasında bir uyuma, harmoniye erişen bir süreci ifade etmeye başlar. Elbette bu süreç bitimsizdir. Her harmoninin sonrasında yeniden bir çatışma başlar, oyun kaldığı yerden sürer.
Bilinç, özbilinç, ölüm, yasa
Descatres sonrası felsefesinin kurucu eleştirel düşünürü İmmanuel Kant’ı bir kavram makinesi olarak niteleyen Gilles Deleuze’ün deyişini kısmen öykünerek söylemek gerekirse G. W. F. Hegel, gerçek anlamda modern felsefi düşünce için bir Leviathan modeli görür, felsefenin Leviathan’ı, felsefi Leviathan. Felsefe dergisi Özne’nin Hegel’i konu edinen özel sayısının bu filozof dolayısıyla ele aldığı kavram, bağ ve bağlantılara bakılacak olursa nitelememizin yerindeliğe ilişkin bir vukuf da gelişebilir. Hegel’den hareketle bilinç, özbilinç, ölüm, savaş, yasa, devlet ve bu kavramlara benzer diğer kavramlar dergideki yazıların hemen hepsinde sıkça kullanılmakta, incelenmekte, irdelenmektedir. Hobbes, Feurbach, Rousseau, Schmitt, Lacan, Benjamin gibi düşünürleri Hegel dolayımında ve onunla ilişkili olarak ele alan yazılar da yer almaktadır dergide. Bu yazılar dolayısıyla da tekrar fark etmekteyizdir ki 1960’lı yıllardan itibaren gelişen yeni felsefi düşünceler seti anti-Platoncu olduğu kadar anti-Hegelci imkanları da yoklama kaygısı güder. Hegel’i, belki en polemikçi tilmizi Marx ve ona nispetle oluşturulan Marksizme politik düşmanlık sebebiyle gözardı etmek isteyen bakış açılarının yanıldıklarını itiraf etmeleri gerekir: Hegel, bir kez ve bütün zamanlar için, modernliğin kurucu bileşenlerinden biri olmayı çoktan başarmıştır.