15 Temmuz 2026 Çarşamba

GÜNÜMÜZ ŞİİRİ VE YENİLİK

Modern Türk şiirinde son büyük konvansiyonu oluşturan İkinci Yeni’yi alaşağı edebilmek amacıyla son yirmi-yirmi beş yıldır birçok farklı veçheden birbirinden değişik çıkış noktalarına sahip gah biçimsel gah kurgusal gah doğrudan içeriğe yönelik birçok yenilik çabasını gözlemliyoruz. Bu çabalara ilişkin asıl ağırlık verdikleri noktalara bakarak yapabileceğimiz çeşitli tasnifler olsa da bu yenilik çabalarının tamamında yeniliğin bir “fikir” olmaktan ziyade bir “arzu”yu temayüz ettirdiğine kâniyiz- daha doğrusu bu çabalar şiirimizde yenilik arayışlarının dört başı mamur anlamda bir fikre dönüşemediğini, arzu düzeyini bir türlü aşamadığını gösteriyor bize. Onca çabaya, yazılan onca birbirinden farklı ve ilginç şiire rağmen yeniliğin bir türlü arzu düzeyinin ötesine geçemeyişi, elbette yenilik yolunda çaba gösterenlerin yaptıklarını tümden fikirden yoksun bir şekilde ortaya koydukları anlamına gelmiyor. Ancak ortaya çıkan verimlerin temelinde yatan asıl saikin şiir geçmişimizin günümüzde eskimiş-ölmüş taraflarını ortaya çıkarmak amacına matuf dile getirilişi olmaktan öteye geçemeyişi, bu çabaları yine tümden işlevsiz kılmasa da yetersiz addetmemize yol açıyor. Geçmişin sahiden eskimiş, ölmüş taraflarını görmeyi maharet saymıyoruz bu haseple. Zaten o taraflara yaslanarak yazılan şiirleri, o ölü-eski yanlara üfledikleri sahte ruhlarla caka satanları, şairlerin çoğu kez en fazla bir tebessümle karşıladığına şahidiz. Diğer yandan şiirdeki yenilik arayışlarının kendilerini sırf şiire bağlı tutarak ifade etmesinden mütevellit bir yetersizliği de ayrıca işaretlemeli. Her sanat eserinde bir şekilde mutlaka bulunması gereken “şölen” ve “katılımcı boyut”un sınırları belirsiz bir seçkinci anlayışı yükselten bu arayışlarda bir noktadan sonra karşılık bulamadığını, bu yüzden de arayışların giderek sadece dil içre çeşitli oyunlara dönüştüğünü söylemek gerekli. Çoğu yenilik çabasında gözlemlediğimiz hermetik nüanslar zaten sayıca az olan şiirin audience’ını/cemaatini/izlerçevresini daha da daraltmaktan öteye geçemedi.

YÜZYILLIK YENİLİK

1990’ların ikinci yarısında şiirde gelişen değişim iradesinden güç bulan birçok çabaya tanıklık ettik 2000’ler boyunca. Üç önemli öbekte değerlendirebileceğimiz bu çabaların bir kısmı -özellikle Heves ve Ücra dergilerinde vuku bulanlar- büyük ölçüde “biçimci” olarak adlandırılabilecek nitelikteydi. Dünya şiirinde özellikle yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde çeşitli örneklerini gördüğümüz Rus biçimciliği, fütürizm, Dadaizm, kübizm, somut şiir vb. akımların etki ve izlerini üstünde taşıyan bu arayışlar içerisinde bazıları diğerlerinden daha dikkat çekici göründü. Sözgelimi Murat Üstübal ile merhum Bülent Keçeli’nin birlikte çıkardıkları Ücra dergisinde zaman zaman disleksik boyutlara varan dilsel saptırmalarla işleyen bir şiir anlayışı hakimken sözkonusu ikili gerek yazdıkları yazılarla gerekse çeşitli şairlerle ve birbirleriyle yaptıkları sohbetlerle bu anlayışı yaygınlaştırmaya çalıştılar. Yer yer anlamın ve dolayısıyla muhayyilenin de devre dışı bırakılmaya çalışıldığı birçok şiir örneğine yer verilen derginin “şiir okurlar”ına dönük olmaktan çok “şiir yazanlar”a dönük bir yayın çizgisi izlediği rahatça söylenebilirdi. Buna karşın, Ücra’nın çizgisinde bilhassa Deleuze, Lacan gibi esasen birbirine düşman çağdaş Fransız figürlerin felsefi düşüncelerinden eşanlı yararlanmaya çalışan bir tür bir kafa karışıklığının etkileri tasrih edilebilirdi. Ancak dilyapılarının ve dilyetisinin neredeyse bir otomatizme bağlanarak bozumunu amaçlayan bazı kötü örnekler dışarıda bırakılırsa, Ücra’daki çaba şiirsel bir yenilik arayanların arzularını teskin edecek boyutlara ulaşmasa da kendiliğinden bir kıymeti haizdi. En azından Ücra şairleri yinelemekten çok yenilemeyi tercih ediyorlardı. Yine de kendilerine seçtikleri soykütüğündeki düşünce, şiir ve istikametin görece Türk şiirinin ana mecrasınca açıkça etkisiz bulunduğu kabul edilenler arasında olması bu çabanın sürüklediği yenileme iradesinin arzu ettiğini varsayacağımız bir etki hacmine ulaşmasını zorlaştırdı.

Birbirinden farklı yenilikçi çabaların bir üssü haline gelmeyi amaçlayan Heves’te ise Mehmet Öztek ile Ali Özgür Özkarcı gerek yazdıkları yazılarla gerekse şiirleriyle dikkat çektiler. Önceki kuşaktan Haydar Ergülen, Enis Akın gibi şairlerin de desteğini aldıklarını gözlemlediğimiz Heves’in yine de yenilikçiliği ne doğrudan klasik şiir dilini ve dilsel söyleyişi değiştirme ne de dilyapılarını ve dilyetisini bozma gibi girişimleri pek fazla yeğlemediği de ortadaydı.

Şiirde yenilikçiliğin ikinci büyük kanadını oluşturduğunu düşündüğümüz bağımsız çabaların (sözgelimi Efe Murad’ın “madde şiir”i ile Yücel Kayıran’ın “felsefi şiir”i) yanısıra bazı eski tüfek şair diyebileceğimiz isimlerin de zaman zaman daha genç şairlerle ittifaklar kurarak yenilik arayışlarına katkı verdiklerini vurgulamak gerekir. Sözgelimi Ahmet Güntan, hem “Parçalı Ham” manifestosuyla hem çıkardığı Cehd dergisiyle bu çabalara ivme kazandırdı. Güntan’ın 2000’li yıllarda çıkan hemen bütün yenilikçi çabalara gerek yaygınlaştırma gerekse ürünle destek verme konusunda önemli addedilmesi gereken bir performans izlediğini yeri gelmişken vurgulamalı. Enis Akın ise Ömer Şişman’la birlikte “kekeme şiir”i savunduğu ortaklığı 2010’lardan itibaren Natama dergisinde örnekleyip belirgin bir hacme ulaştırmayı başardı.

1990’ların sonunda “nesne-obsesif” bir şiiri savunduğunu bildiğimiz Serkan Işın, 2000’lerle birlikte yöneldiği “görsel şiir”i ısrarlı çabalarla bir ilgi odağının merkezi haline getirmeyi başardı. Dijital ortamda poetikhars adıyla yayın yapan sitesinde birçok “görsel iş”e ve görsel şiiri savunan metne yer veren Işın, Karagöz dergisiyle birlikte etkinliğini artırdı. Ortaya çıkan ürünlerin şiir yerine “iş” olarak nitelenmesi belki de görsel şiir yaklaşımının en tutarlı yanıydı.

Bu yenilikçi çabaların yanısıra Türk şiirinin ana mecrasına duyarlı, epik-dramatik bir soydan gelen diğer çabaları da tasrih etmeli. Sözgelimi Hakan Arslanbenzer’in Fayrap dergisinde ısrarlı bir şekilde sürdürdüğü “popülist”, Eren Safi’nin sadece iki sayı çıkan Huruç dergisinde savunduğu “siyasi”, Hayriye Ünal’ın Hece dergisinde yazdığı ve handiyse poetika hacmine vardırdığı yazılarla dile getirdiği “çok sesli”, Hakan Şarkdemir’in Kökler ve Karagöz’de sergilediği “modern epik”, benim savunduğum şekliyle “ironik realist” şiir anlayışlarının bu minvalde olduğu vurgulanabilir. Osman Özbahçe’nin doğrudan konuşmaya dayalı, imgeyi ıskalamayan, realist şiir anlayışını da bu çeşitlilik içerisinde ayrıca zikredebiliriz. Ortak pek çok yanları olan, ama buna rağmen aynı şekilde ayrıştıkları pek çok noktanın da bulunduğunun rahatça gösterilebileceği bu çeşitlilik içerisinde bu şiir anlayışlarının günümüz şiirinin görünümünü önemli ölçüde değiştirdiği savunulabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder