Schleiermacher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Schleiermacher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2023 Cumartesi

Erken dönem Yunan felsefesi

 Hemen bütün felsefe tarihlerinde ilk filozoflar olarak anılır Sokrates öncesi felsefe ile ilgilenenler. Yedi Yunan hakimden Pytagoras, Parmenides, Heraclitus'a, Thales, Anaximander, Anaximenes sıralamasına kadar presokratik filozoflar hakkında tüm bilgilerin onlardan daha sonraki eserlerde aktarılan alıntılar ve anektodlar olduğunu söylemek gerekir.

1988'de Napoli'de verdiği derslerde bir bakıma "Batı kültürünün başlangıcı" olduğu kabul edilebilecek Yunan felsefesinin başlangıcını inceleyen Gadamer Türkçeye "Felsefenin Başlangıcı" adıyla çevrilen derslerde bu incelemenin sebebini açıklarken son derece dürüst: "Bu konu yalnızca tarihsel bir ilgi oluşturmuyor. Radikal bir dönüşümün yanı sıra, bir belirsizlik ve özgüven eksikliği döneminde bulunan kendi kültürümüzün mevcut sorunlarıyla da ilgili; bu nedenle tamamen farklı, bizimkinin aksine Yunan kültüründen doğmamış olan kültürlerle bağlantı kurmaya çalışıyoruz. Yunan düşüncesinin gelişiminin ilk aşamalarına ilgi duymamızın bir nedeni bu." Presokratiklerin incelenmesinin bir bakıma Batı düşüncesinin yazgısına dair anlayışı derinleştireceği umudunu taşıdığı bu bakış açısıyla Gadamer, Thales, Homeros ya da M. Ö. 2. yüzyıldaki Grek dili analiziyle değil Platon ve Aristoteles'in aktardığı şekliyle psresokratik felsefeyi inceliyor. Ona göre böylesi bir tutum alış zorunlu; çünkü "Presokratiklerin felsefi bir yorumu ancak bu yolla mümkün... Bunun dışındaki her yöntem, felsefe içermeyen bir tarihselciliktir."

İLK YORUMLAYAN ALMANLAR

Batı felsefesinde presokratikleri araştırma ve metinleri ana dilinde derinlemesine yorumlama görevini ilk kez üstlenenlerin Romantikler olduğunu vurgulayan Gadamer, 18. yüzyılda Avrupa üniversitelerinde felsefi metinleri orijinal dilinde incelemenin genelgeçer bir kural olmadığına dikkat çekerek el kitapları yerine orijinal metinlerin incelenmeye başlanmış olmasının önemli bir tutum değişikliğini yansıttığına işaret ediyor. Presokratiklerin felsefi araştırma ve yorumuna ilk girişen Alman düşünürlerin Hegel ve Schleiermacher olduğunu söyleyen Gadamer özellikle Hegel'in eserlerinde presokratik felsefenin Hegel düşüncesi için ne kadar önemli olduğunu gösteren birçok unsur bulunduğunu da vurguluyor. Gadamer'e kalırsa Hegel diyalektik düşünme yönteminin mimarisini inşa ederken presokratklerle işaret edilebilecek felsefenin ilk patikalarının kendisine rehberlik etmesine izin vermiştir. 19. yüzyılda Hegel ile beraber klasik felsefeye yönelik tarihsel araştırmayla birlikte felsefenin presokratiklerle sürekli yeniden başlayan ve hiç bitmeyene bir diyalogunun da başladığı sonucuna ulaşan Gadamer, presokratikleri felsefi incelemesinin öncülü olarak "başlangıç" kavramının birbirinden ayırt edilmesi mümkün olmayan üç anlamını belirliyor: "Tarihsel-zamansal anlam, başlangıç ve sona ilişkin refleksif anlam, başlangıca ilişkin en olası ve en sahici düşünceyi, yani nasıl bir rol izleyeceğini önceden bilmeyen bir başlangıca ilişkin anlam."

20. yüzyılın başında etkin Eduard Zeller ve Wilhelm Dilthey isimleri yardımıyla presokratikleri yorumlama denemesinde Hegel ve Schleiermacher'in süregelen etkilerini betimleyen Gadamer "sorunlar tarihi" ve "etkin tarih" gibi hermenötik yaklaşımının önemli bileşenlerini de bu isimler üzerinden paylaşıyor.

Presokratikleri, yani Batı düşüncesinin başlangıcı ele alırken kendisine en sağlam zemin olarak Platon ve Aristoteles'in metinlerini seçen Gadamer, böylelikle presokratik düşüncenin tutarlı bir biçimde yorumlandığı metinler olarak Platon ve Aristoteles metinlerini kabul ettiğini gösteriyor. Presokratik felsefeyi, Platon ve Aristoteles metinlerinin bu felsefeden aktardığı fragmanlar ve görüşler doğrultusunda yorumlayan Gadamer derslerinin sonunda Martin Heidegger'i anmadan edemiyor: Batı düşüncesinin en büyük dramının presokratiklerde olmayan metafiziğin uçurumuna düşüş olduğunu iddia eden bir Heidegger.

12 Mayıs 2020 Salı

Hermenötik alandaki tartışmaların hülasası

Bir rivayete göre eski Greklerde, yerdeki insanlar ile gökteki tanrılar arasında bağ kuran, tanrıların insanlara iletilmesi için gönderdikleri mesajların yorumcusu olarak kabul edilen Hermes’e kadar kökleri uzatılan bir disipline verilen bir isim hermenötik. Doğrudan yorumlama sanatı olarak da tanımlanabiliyor yer yer. Elbette hermenötiğin nasıl tanımlanması gerektiği de aynı disipline içkin bir yorumlama sorunu olarak algılanabiliyor pekâlâ. Günümüz düşüncesinde ise kökleri 19. yüzyılda Kitab-ı Mukaddes etrafındaki tefsir geleneğini Biblikal bir hermenötiğe doğru eviren Schleiermacher ve Ast’a dek izlenebilecek temelde felsefi ve tarihsel bir disiplin olarak konumlamak mümkün bu disiplini.
Söz nasıl anlaşılmalı?
Dilthey, Rickert gibi Alman methoden streit’ının önemli isimleri tarafından ileri sürülen beşerî bilimlerin doğa bilimlerinden farklı bir metodolojik yaklaşıma sahip olması gerektiği düşüncesiyle temellük ettikleri bu disiplin Heidegger ile onun tilmizi Gadamer eliyle Vattimo’nun deyişine göre zamanımızın bütün bilimlerinin ve hatta entelektüel ortamının da ortak dili haline dönüşmüştür. Bu disiplinin kurucu isimleri olarak Schleiermacher, Dilthey, Husserl, Heidegger, Gadamer, Ricoeur, Derrida, Habermas gibi modern felsefenin çetin cevizleri sıralanabilir. Hermenötiğin sosyoloji üzerindeki etkileri Dilthey, Husserl ve Max Weber’den başlayarak Schutz, Erwin Goffman, Harold Garfinkel, Peter Winch, Peter L. Berger gibi modern sosyolojinin önemli isimlerinin eserlerinde izlenebilir. Hermenötiğin özgül kurulma tarzında ilahiyat disiplininin tuttuğu yere bakılırsa, onun bu alandaki tartışmalar üzerinde de belirleyici bir etkisinin olacağı göz ardı edilemez.

Hermenötik bir bakıma doğrudan “söz” (söz ile her türlü metin -ister yazılı olsun ister olmasın kod- kastedilir) ile “eylem” (her türlü davranış, tutum, tavır, pratik) arasındaki ilişkinin sorgulanması anlamına gelir. Sorgulama sadece ‘ilişki’ye değil, ayrıca bu ilişkinin taraflarının özgül konumlarına da odaklanır. Sözgelimi, sözün nasıl anlaşılması gerektiğinden onun hakikaten bir anlamının olup olmadığına, varsa bu anlamın nasıl bulunup çıkarılacağına kadar uzanan bir metodolojik tartışma varken, ayrıca bu metodolojik tartışmanın geçerliliğini de felsefi açıdan sorgulayan yaklaşımlara rastlanabilir.Ya da fenomenolojik hermenötikçi olarak tavsif edebileceğimiz Ricoeur “eylem”in anlamlı bir metin olarak da okunabileceğini vurgular.
İlk yayımı yaklaşık 25 yıl önce yapılmış Önce Söz Vardı, hermenötik alandaki tartışmaların o dönem Türk düşüncesinin ihtiyaç duyduğu bir hülasasını sunuyordu. Özellikle postmodernizm, postyapısalcılık vb. yaklaşımlar eliyle sözün Batı’daki kurulma biçimlerinin sorgulanması, Sokrates’ten bu yana yürürlükte kalmış bir metafiziğin “aşılması” amacına dönük çabalarla karakterize edebileceğimiz felsefi arenanın genel bir resmini bize o haliyle sunuyordu metin. Yasin Aktay, Erol Göka, Abdullah Topçuoğlu’nun birlikte kaleme aldığı eserin bu ilk basımı üzerinden çeyrek yüzyıl geçtikten sonra hazırlanan üçüncü basımda ise özellikle Yasin Aktay’ın epey zorlu bir görevi başarıyla tamamladığı görülüyor. Eserin diğer yazarları bu durumda kendilerinin sadece katkı sağlayanlar konumuna çekilmelerinin uygun olacağını da belirtmişler. Aktay, hermenötik tartışmanın özellikle Gadamer, Derrida, Habermas ve Caputo etrafındaki yeni gelişimlerini; tartışmanın sosyoloji ve ilahiyat bakımından imalarını da vuzuha kavuşturan yeni basımda aradan geçen 25 yılda hermenötik etrafında Türkçe’de oluşmuş literatürü de irdeliyor. Eserin üçüncü basımı bu haliyle alandaki temel tartışmaları özetlemenin ötesine geçmiş, yeni yaklaşımlara da uç verecek bir konuma erişmiş.