Schopenhauer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Schopenhauer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2025 Salı

Felsefe filozofun yaşam tarzını etkiler mi?

 Felsefe tarihlerinde aktarılan anekdotlar sayesinde filozofların düşünceleri açıklanmaya çalışılır. Sözgelimi Diyojen'e dair anlatılan birçok menkıbe ya da Arşimed'den aktarılan suyun kaldırma kuvvetini buluş hikayesi buna mebnidir büyük ölçüde. Filozofun düşüncesi ile hayatın birbiriyle uyuştuğu ya düşüncesinin hayatını ya da hayatının düşünce yapısını belirlediği öngörüsüne yaslanan bu anektod aktarımları hiç kuşkusuz onların yaklaşımının kamil anlamıyla aktarılmasında epey elverişlidir. Bu tür eserler içinde en gözdesi elbette Diogenes Laertius'un on kitaplık Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri eseridir. Antik çağ filozoflarıyla ilgili birçok anektod bu eserden yararlanılarak aktarılmaktadır.

Bununla birlikte Hans Blumenberg'in kişisel eşyaları arasından çıkan notlara ve bazı gazete yazılarına dayanan kitabı Filozofu Baştan Çıkarmak bir tarafıyla düşünürlerin hayat ve felsefelerinin birbirine uymadığı, gülünç ve nahoş durumları aktarıyor bir tarafıyla da günümüzde egemen düşüncelerin temel yapılarının ve esin kaynaklarının anlaşılması yolunda önemli ipuçları sağlıyor. Sözgelimi hoşgörünün en genel formülünün insanların duymak istediklerini onlara söylemek ve hatta kendilerinin bunu istediklerini fark etmeden yapmak olduğunu belirten Blumenberg, "Dünyamızın içinde bulunduğu durum için teselliye ihtiyacımız var ve bilimin bu teselliyi sağlama çabası hiç aşikâr değildir" diyor.

Modern bilimin geleneksel anlayışta yer edinen insanın evrendeki özel konumunun ortadan kaldırılmasında etkili olduğunu ve modern dünyadaki umutsuzluğun temelini oluşturduğunu kaydeden Blumenberg, insanın evrendeki özel konumunun kaybıyla sonuçlanan yeni durumda bilim adamlarınca benimsenen ona teselli sağlama amacındaki çabanın arka planında yatan saikin de bilim insanlarının kendi çıkarları olduğunu söylüyor.

Hakikate hizmet

Bu çıkarım "yalnızca hakikate hizmet etme" olarak adlandırılacak bilim insanlarının kendi meşruiyetlerini tedarik ettiği sadakat yemininin sınırlarını gösteriyor: Pekâlâ kamuoyunda daha fazla yer almak ya da şöhret olmak için konuşurlar: Yaklaşan kuyruklu yıldızlardan virüs mutasyonlarına, deprem kahinliğinden türlü felaketlere kadar birçok heyecan verici konuyu dinleriz onlardan.

Heidegger, Wittgenstein, Kant, Freud, Hegel, Schopenhauergibi filozofların görüş ve düşüncelerini hayatlarındaki onların hayatlarındaki birtakım olaylar bakımından yorumlayan, yer yer katılan, çoğu kez eleştiren Blumenberg, klasik filozof anekdotlarını önemseyenlerin felsefenin davranış ve yaşam tarzı üzerinde neler sağlayabileceğine dair düşünce deneyi olarak da görülebilecek kurgusal unsurlar olduğunu gözden kaçırabileceklerini vurguluyor. Her zaman kurguların gerçeklerden daha güçlü olduğunu belirten Blumenberg de bazen kurgu uydurabiliyor. Kitabında uydurduğu bir kurguyu, "üçüncü bin yılın filozoflarının uygun bir şekilde ölümler ve son sözler atfedemeyecekleri endişesiyle" Heidegger'in ölümü öncesinde söylediği son söz olarak yazdığını anlatıyor: Artık endişelenecek bir neden yok!

Eserinde varlık felsefesinden dil felsefesine kadar geniş bir mecrada birçok düşünürü anan, çeşitli düşünme formlarındaki benzerlik ve farklılıkları deşen Hans Blumenberg'in bu noktada karşılaşılabilecek kimi dolaylı kimi dolaysız paradokslara, düşkünlük ve çekiciliklere,sınanmamışlıklara, tesellilere, ayartmalara, kışkırtmalara veketlenmelere de değiniyor.

7 Mayıs 2022 Cumartesi

Akıl dışı, akıl karşıtı değildir

 Tarihi boyunca felsefi düşüncenin en önemsediği beşerî yeti belki de akıldır. Özellikle Descartes'in "Düşünüyorum o halde varım" cümlesiyle açıldığı varsayılan modern felsefi çağda akla yüklenen düşünme ve bilme görevlerinin onu neredeyse her türlü yaşama ve düşünme çabasının yargılanacağı yegâne merci haline dönüştürdüğü bile söylenebilir. Descartes'çı cogitodan "şeylerin düzeni" ile "fikirlerin düzeni" arasında ayniyet vazeden Spinoza'ya ya da "Akli olan gerçektir gerçek olan aklidir" sözüyle akıl ve gerçeklik arasında bir anlamda bir köprü başka bir anlamda ise önemlice bir bağlılaşım kurarak modern politik yaklaşımların pek çoğunu etkileyen Hegel'e kadar modern felsefenin birçok önemli durağında güvenilir bir kılavuz rolü üstlenir. Hatta Descartes'ten Hegel'e akıl, düşünme faaliyeti üzerindeki tahakkümünü pekiştirir.

20. yüzyılda iki büyük savaşın yaşattığı büyük acılar, akıl sayesinde ulaşıldığı ileri sürülen teknolojik gelişmelerin gerek doğada gerekse insanda oluşturduğu tahribat, anlam kayıpları ve çok çeşitli bunalımlar dünyanın akılla kavranılabilir/açıklanabilir oluşuna ilişkin önemli kuşkuların doğmasına da sebebiyet verdi. Kimi zaman dünyanın akla uygun olmadığı, aklın dünyayı olduğu gibi kavramada yetersiz kalacağı ve üstelik kendi başına bir varlığının olup olmadığının da kuşkulu olduğu şeklinde birçok görüş bu minvalde dile getirildi. Sözgelimi Hegel'in akıl sayesinde ve vasıtasıyla dünyayı anlayabileceğimiz ve onu tüm bilinmezlikleriyle birlikte bilişsel ufkumuza dahil edebileceğimizi ileri sürdüğünü biliyoruz. Buna karşın "Akıl dünyaya nasıl geldi? Akılsız bir şekilde, rastlantı sonucu, kazara" diye yazan Nietzsche'nin aklı "bedenin kendisine el olsun diye" oluşturduğu bir organ olarak tasavvur ettiğini de biliyoruz.

Duyguların işlevi

Akıldışının Aynasında ismini taşıyan kitabında Nietzsche, Heidegger ve Foucault'nun felsefeleri üzerinden aklı ve akıl dışını tartışan Fahrettin Taşkın, akıl dışı derken aklın karşıtlarını değil, akla tahvil edilemeyecek, akılla sınırları çizilemeyecek olanı kastettiğini de tasrih ediyor. Akla güvenilmeyen yerlerde filozofların daha üstten bir kavrayış imkânı olduğunu savlayarak başka yetileri öne sürdüklerini hatırlatan Taşkın, duyguların işlevini öne süren Kierkegaard'ı, kör istencin dünyanın gerçeğini açıklayabileceğini savlayan Schopenhauer'ı, aklın kavrayış gücünün yetersizleştiği yerlerde şiiri ve "özlü düşünme"yi öne çıkaran Heidegger'i işaret ediyor. Öncelikle Descartes'ten Hegel'e felsefede anlaşıldığı şekliyle akıl düşüncesinin ana hatlarıyla genel bir taslağını çıkarmaya gayret eden Taşkın Nietzsche, Heidegger ve Foucault'nun akıl ve akıl dışı hakkındaki görüşlerini birbirini takip eden bölümler boyunca tartışıyor. Bu tartışmalar esnasında akıl dışının bazı görünümlerini Nietzsche ile Foucault'da epistemoloji, Heidegger'de ontoloji ile ilişkilerinde belirginleştirmeye çalışan Taşkın, beden, ruh, duyum, duygu, istenç, bilinç ve akıl gibi insanın mahiyetine dair söz konusu edilebilecek diğer birçok yeti ve kavramı da tartışmaları esnasında motif olarak seçiyor.

Aklın akıl dışıyla kurduğu muhataralı ilişkileri, aklın modern iktidarını ve bu iktidara dair sergilenen entelektüel muhalefeti ele alan çalışmasında Taşkın ele aldığı üç filozofun perspektifiyle bakılırsa "aklın duyguyla ve böylece dünyayla bakımından sadece dışarıda, dünyanın temellerinde "kapanmaz bir yarığın" olduğu değil... aklın da kendi temelleri bakımından bu yarıktan münezzeh" olamayacağını vurguluyor. Foucault ve Nietzsche'ye dayanarak duygunun düşünceye indirgenemeyeceğini belirten Taşkın, nedensellik ve akıl arasındaki ilişkileri de ele alarak akıldışının hatlarını belirginleştiriyor.

12 Aralık 2019 Perşembe

Nietzsche hakkında 850 sayfalık ansiklopedik bir kaynak

Yüz yılı aşkın bir süredir çağdaş düşüncenin Fredrich Nietzsche’nin meydan okuyuşuyla boğuştuğunu söyleyebiliriz. Kendi felsefesiyle Batı felsefesi arasına ayırıcı bir sınır koyan Nietzsche, tarihsel hattı kırma ve kendi felsefesi sayesinde yeni bir tarihsel çağ oluşturma fikriyle sadece tekil hakikatin nasıl bilinebileceği sorunuyla değil, aynı zamanda nasıl yaşanabileceği sorunuyla da alakadar olur. Avrupalı nihilizmin özünü teşkil ettiği düşündüğü hayatı olumsuzlayan bütün değerlerin yeniden değerlendirilmesi istemiyle provokatif bir dil benimseyen Nietzsche açısından mutlaklık faraziyesiyle donatılmış hakikat tamamen bir hipotez, bir kurgu ve varsayımdır.
Nietzsche’nin “Platonculuğun ters çevrilmesini” amaçlayan bakış açısı ile “değerlerin yeniden değerlendirilmesi” girişimi arasında içsel bir bağ vardır. Putların Alacakaranlığı kitabında kurgusal, tözcü ve aşkın yapılarla işlediğini düşündüğü Batı metafiziğine karşı benimsediği meydan okumayı sistem felsefesi üretmekten çok çekiçle felsefe yapma olarak gören Nietzsche, bu dünyada, bu yaşamın ötesinde değerleri değerlendirmenin standart ya da temel addedilebilecek bir yolu olmadığını ileri sürer ve ona göre değerlerin değerlendirilmesi de hayata bağlı bir girişime dönüştürülmelidir. Sadece hayatı olumlamaya yaslanan Nietzsche’nin bakış açısından Avrupa nihilizmi Hıristiyan ahlakına inandıkça hayatı mahkûm eder. Nietzsche’ye dayanarak her ahlak görüşünün bir şekilde nihilizmle sonuçlandığını bile söyleyebiliriz. Ardından din bulunmayan, dini bir düşünce ile desteklenmemiş bir ahlak için bile nihilizmden geçme handiyse zorunludur.
Nietzsche’nin konu edindiği meselelerin sadece bir ontoloji meselesi değil, aynı zamanda gücün dini, ahlaki ve siyasal bölüşümü ile de alakalı olduğunu düşünebiliriz. Bu meselelerin önemli bir bölümünün kendi toplumsal, siyasal ve kültürel gerçekliklerimizde de farklı bir biçimde de olsa izlerinin olduğunu biliyoruz. Türkiye’nin kültürel, felsefi, dini, etik, politik ve estetik sorunlarını yeniden değerlendirme girişiminde Nietzsche’yi bir “işaret fişeği olarak görüp göremeyeceğimiz” sorusu etrafında hazırlanmış yılda iki kez yayınlanan felsefe dergisi Özne’nin Nietzsche Özel Sayısı. Sadık Er ol Er ile Volkan Ay’ın editörlüğünü birlikte üstlendiği özel sayıda popüler kültür tarafından sığlaştırılmış Nietzsche’nin düşüncelerini bu yüzeysel okumaların cenderesinden kurtarıp derinlikli ve kapsamlı bir şekilde ele almak amaçlanıyor.
Çileci ideal
Dergide, Nietzsche’nin “nihilizm”, “güç istenci”, “çileci ideal”, “dekadans” gibi bazı özel kavramlarının nasıl alımlanması gerektiğine dair makalelerin yanı sıra onun düşüncelerinin çağdaş felsefi figürler tarafından yorumlanma biçimlerini değerlendiren makaleler de yer alıyor. Heidegger’in Nietzsche okumalarına özel bir önem atfedilen bu tür makalelerde ayrıca Spinoza, Kant, Schelling, Hegel, Schopenhauer gibi filozoflar ile Nietzsche’nin fikirleri arasındaki bağlar da aydınlatılmaya çalışılıyor. Ayrıca Sigmund Freud, Carl Gustave Jung, Badiou, Deleuze, Derrida, Foucault, Cioran, Irıgaray, Vattimo, Kristeva gibi çağdaş düşünürler üzerindeki Nietzsche gölgesinin etkilerini soruşturan makalelere de dergide yer verilmiş.
Böylelikle Nietzsche hakkında 850 sayfalık ansiklopedik bir kaynak haline gelen derginin mümkün mertebe “Nietzsche’nin vantrilogluğundan” uzak durmaya çaba sarf ettiğini de vurgulayalım.